Tedbir Nafakası
İçindekiler
- 1 Tedbir Nafakası Türleri
- 2 Tedbir Nafakasının Hukuki Dayanakları
- 3 Tedbir Nafakası Talebi
- 4 Deliller ve İspat
- 5 Talebin Kabulüne Karar Verilmesi
- 6 Tedbir Nafakasına İlişkin İcra Takibi
- 7 Tedbir Nafakasının Ödenmemesi Halinde Tazyik Hapsi
- 8 Tedbir Nafakası Kararına İtiraz
- 9 Tedbir Nafakasının Kaldırılması
- 10 Tedbir Nafakasının Ödenmemesi
- 11 Tedbir Nafakasında Taleple Bağlılık İlkesi
- 12 Sonuç
Tedbir nafakası, eşin ve ortak çocuğun boşanma davası sürerken yaşam standartlarının korunması amacıyla verilen bir nafaka türüdür. Bu tedbir nafakasının amacı dava süresince eş ve ortak çocuğun maddi olumsuzluk çekmesinin önüne geçmektir. Boşanma davasının kararı kesinleşene kadar söz konusu tedbir nafakası uygulanmaya devam eder. Tüm bunların yanında, hakim nafaka miktarı belirlerken eşlerin ve ülkenin ekonomik durumunun yanında çocuğun ihtiyaçlarını da gözetmektedir.
Tedbir nafakası Türk Medeni Kanunu‘nun m.169’da düzenlenme altına alınmıştır: “Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.”
Söz konusu kanun maddesinden de açıkça anlaşılacağı üzere, bu nafaka türü erkek veya kadın lehine hükmedilebilir. Cinsiyet bu nafakanın belirlenmesinde etki etmez. Ayrıca, boşanma veya ayrılık davasında, davalı olan taraf lehine de verilebilmektedir. Kısacası tedbir nafakasında cinsiyet, davacı/davalı olmasına bakılmaksızın dava süresince ihtiyacı olan kişinin yaşam standartlarının korunması amacıyla hükmedilir.
Tedbir nafakası, boşanma veya ayrılık davasında davaya bakan mahkemeden talepte bulunarak talep edilebilir. Mahkeme bu talep üzerine ara karar ile tedbir nafakasına hükmedebilir. Ancak talep olmaksızın da mahkeme resen tedbir nafakasına hükmedebilmektedir.
DİKKAT : Mahkemeden talep edilmese bile hakim kendiliğinden bu nafakaya hükmedebilir. Çünkü tedbir nafakası re’sen hükmedilebilen bir nafaka türüdür.
Tedbir Nafakası Türleri
Evlilik Birliği Devam Ederken İstenebilecek Tedbir Nafakaları
Türk Medeni Kanunu’nun 195 ve 197. Madde Kapsamında Tedbir Nafakası
Türk Medeni Kanunu’nun madde 195 evlilik birliğinin korunmasına yönelik alınabilecekler önlemlerin yer aldığı kanun hükmüdür. Türk Medeni Kanunu’nun madde 196 hükmü ise, eşlerin birlikte yaşaması halinde eşlerden birinin istemi doğrultusunda hâkim tarafından ailenin geçimi için her biri tarafından yapılacak parasal katkının belirlenmesine ilişkindir. Türk Medeni Kanunu’nun madde 196/2 hükmü gereğince, bu katkının belirlenmesinde bir tarafın ev işlerini görmesi, çocuklara bakması, diğer eşin işinde karşılıksız çalışması gibi faktörler göz önünde bulundurulmaktadır. Bu kapsamda, evlenme akdinin gerçekleşmesi ile eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini ihlal etmesi durumunda bu eşe karşı tedbir nafakası davası açılabilir.
Gayri resmi evlilik ilişkisinin mevcut olması durumunda tedbir nafakası davasının açılması mümkün değildir. Resmi nikah olmadan dini nikâha dayalı bir evlilik birliğinin mevcut olması halinde eşlerden birinin evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini ihlal ettiği gerekçesi ile tedbir nafakası davasının açılması söz konusu olmamaktadır. Ayrıca, eşlerin aynı evin içinde beraber yaşamaları halinde sosyal ve ekonomik anlamda bir birlikteliğin devamı söz konusu olduğundan, bu kapsamda tedbir nafakası için öngörülen koşulların gerçekleşmediği açıkça ortada olmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi tarafından 20.12.2017 tarihinde bireysel başvuru kapsamında verilen bir kararında, “dini nikaha dayalı olarak birlikte yaşadığı kişiden tedbir nafakası talep eden tarafın başvurusu, aile hayatına saygı hakkının aralarında resmi nikah bulunmayan kişiler arasındaki birlikteliklerin sona ermesi durumunda kişinin diğer taraftan süresiz olarak nafaka talep etme hakkını güvence altına almadığı” gerekçe gösterilerek yerinde bulunmamıştır.
Öte yandan, eşlerin evlilik birliğinin devamı süresince birlikte yaşamaya ara vermesi durumunda Türk Medeni Kanunu’nun madde 197/1 hükmü gereğince, “eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddî biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir.” Bu durumda eşlerden birinin ortak konuttan ayrılmasının haklı bir sebebe dayanması durumu söz konusu olup eşlerden birinin istemi üzerine Türk Medeni Kanunu’nun madde 197/2 hükmü kapsamında hâkim tarafından diğer eş tarafından yapılacak parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin tedbirlerin alınması mümkündür. Öte yandan, Türk Medeni Kanunu’nun m. 197/3 gereğince, haklı bir gerekçe olmaksızın ortak yaşamın terk edilmesi ya da ortak yaşamın başka bir sebepten ötürü imkânsız hale gelmesi durumlarında da ikinci fıkrada öngörülen geçici tedbirlerin alınması söz konusu olabilecektir. İlgili kanun hükmü kapsamında, son fıkrada da belirtildiği üzere, eşlerin ergin olmayan çocuklar lehine de velayet ilişkisi gereğince hâkim tarafından gereken önlemlerin alınması gerekmektedir.
Eşler arasında ayrılık hali bulunsa dahi evlilik birliğinin devam ettiği kabul edilmektedir. Bu sebeple de evlilik birliğinin devam etmesinden kaynaklanan yükümlülüklerin her iki eş tarafından da yerine getirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, eşlerden birinin haklı bir gerekçeye dayanarak ortak yaşamı terk ettiğini ispat edememesi halinde diğer eşten tedbir nafakası talep etme hakkı mümkün değildir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.03.2021 tarihli bir kararında, Türk Medeni Kanunu’nun madde 197 kapsamında “maddenin asıl amacının evlilik birliği devam eden eşler arasında birlikte yaşamaya ara verilmesi hâlinde haksız olan eşin haklı olan eşe karşı birlik yükümlülüklerini yerine getirmesinin sağlanmasını hedeflediği, açıklanan tüm bu sebeplerle tarafların ekonomik ve sosyal düzeylerinin, davanın kabulü noktasında değil ancak takdir edilecek nafakanın miktarında önem arz ettiği dikkate alınarak mahkemece kadın eş yararına uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken nafaka talebinin reddine karar verilmesi usule ve yasaya aykırı olduğu” sonucuna hükmedilmiştir.
Evliliğin İptali Davasında Hükmedilecek Tedbir Nafakası
Evlenmenin mutlak ya da nispi butlanla sakat olması sebebiyle açılan dava süresince de hâkim tarafından tedbir nafakasına hükmedilmesi mümkündür. Tedbir nafakasına hükmedilmesindeki amaç, ayrılık durumunda zor duruma düşecek eşin hayatını devam ettirebilmesini sağlamaktır. Evliliğin iptali davası süresince de ayrı yaşama hakkını sahip olan eşlerin zor duruma düşmesine engel olmak adına hâkim tarafından geçici önlem olarak tedbir nafakasına hükmedilmesi söz konusu olmaktadır.
Boşanma veya Ayrılık Davasında Hükmedilecek Tedbir Nafakası
Türk Medeni Kanunu’nun 169. Maddede, “boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır” hükmü yer almaktadır. İlgili hüküm kapsamında, dava süresince ayrı yaşamakta haklı sebebin varlığı söz konusu olduğundan eşlerden birinin diğerine oranla sosyal ve ekonomik anlamda zor duruma düşmesini önlemek amacıyla hâkim tarafından tedbir nafakasına hükmedilmektedir. Fakat hâkimin eşlerden biri lehine tedbir nafakasına hükmetme zorunluluğu bulunmamaktadır.
İlgili kanun hükmünde bahsi geçen tedbirlerin alınması, kamu düzeninden olup, bu hususta hâkimin takdir yetkisini kullanması söz konusudur. Boşanma veya ayrılık davasının açılmasından dava sonuna kadar hâkim tarafından muhtaç durumda olan eş ve çocuklar lehine geçici önlem olarak uygun miktarda tedbir nafakasına hükmedilmesi söz konusudur. Müşterek çocukların birden fazla olması halinde, hâkim tarafından her çocuk için belirlenen nafaka miktarının ayrı ayrı belirtilmesi gerekmektedir.
Türk Medeni Kanunu’nun madde 197 hükmünde ortak yaşamı terk etmede haklı bir sebebin varlığının olması koşulu, boşanma veya ayrılık davaları açısından geçerli değildir. Nitekim boşanma veya ayrılık davasının açılması ile eşlerin fiilen birlikte yaşama zorunluluğu bulunmamakta olup hâkim tarafından tedbir nafakasına hükmedilirken haklı bir sebebin varlığı koşulu aranmayacaktır. Ayrıca, tedbir nafakasına hükmedilmesi ihtiyaç sahibi eşin evlilik birliğinin sona ermesi sebebiyle zor duruma düşmesini engellemek maksadıyladır. Dolayısıyla, eşlerin kusurluluk durumlarının tedbir nafakasına hükmedilmesinde herhangi bir öneme sahip değildir. Ancak, boşanma veya ayrılık davasının ret edilme kararının kesinleşmesinden sonraki süre zarfında da tedbir nafakasına hükmedilmesini talep eden eşin ortak yaşama geri dönmemesi hususunda haklılığını ispat etmesi gerekmektedir.
Boşanma veya ayrılık davası süresince ilgili tarafça tedbir nafakası istenmediği açıkça beyan edilmişse, bu durumda hâkim tarafından re ’sen tedbir nafakasına hükmedilmesi söz konusu olmayacaktır. Fakat daha sonradan tedbir nafakasının istenmesi halinde ilgili tarafın talep tarihinden itibaren nafakaya hükmedilmesi söz konusu olacaktır. Ayrıca, nafaka alacaklısı eş tarafından nafaka talebinin başlangıcına yönelik dava tarihinden farklı bir tarihin belirlenmesi durumunda, HMK madde 26 hükmü gereğince, taleple bağlılık ilkesi kapsamında söz konusu talep çerçevesinde nafakaya hükmedilir.
Bazı hallerde, taraflarca birlikte yaşamın son bulması halinde Türk Medeni Kanunu’nun madde 197 hükmü kapsamında açılmış bağımsız bir tedbir nafakası davası mevcut iken, akabinde boşanma ya da ayrılık davasının açılması durumu söz konusu olmaktadır. Bu durumda, her iki davada da nafakaya hükmedilmesi sonucu ortaya çıkabilir ki davada da hâkim tarafından tedbir nafakasına hükmedilmesi durumunda, nafaka alacağına yönelik iki farklı kararın ortaya çıkması sebebiyle, tahsilde tekerrürün oluşmaması adına daha geç tarihli karar veren hâkimin bu ibareyi eklemesi gerekmektedir.
Evlat Edinilen Çocuk Lehine Hükmedilecek Tedbir Nafakası
Evlat edinme sözleşmesi ile Türk Medeni Kanunu’nun madde 314 hükmü kapsamında daha önceden evlatlığın ana ve babasına ait olan hakların ve yükümlülüklerin evlat edinene geçmesi söz konusudur. Bu kapsamda evlatlık ile evlat edinen arasında yeni bir soy bağı kurulmaktadır. Evlatlık edinilen çocuğun bakım ve gözetim yükümlülüğünün evlat edinene geçmesi sonucu, evlat edinilen tarafından bu yükümlülüğün ihlal edildiği gerekçe gösterilerek bağımsız tedbir nafakası davası açılabilmektedir. Evlat edinilen tarafından açılan nafaka davası süresince de, hâkim tarafından geçici koruma tedbiri olarak tedbir nafakasına hükmedilebilmektedir. Ancak, evlat edinen ya da edinenlerin ekonomik anlamda muhtaç halde olması ve nafaka ödemeden acze düşmeleri halinde evlatlık verilen çocuk tarafından asıl ana ve babasından nafaka talep edilebilmektedir.
6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Kapsamında Tedbir Nafakası
Kadına şiddet, toplumumuzun en büyük sorunlarından biri olup, kadınların şiddete uğraması ve hatta cinayete kurban gitmesi yadsınamaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bilindiği üzere, kadına karşı şiddet uygulanması, insan haklarının ihlali anlamına gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve ilgili mevzuatla kadının toplumdaki yeri her ne kadar olumlu bir zemine taşınmaya çalışılsa da, gerek uygulamadaki eksiklikler gerekse toplumun kadına olan bakış açısı sebebiyle kadına yönelik şiddet sonucu oluşan mağduriyetlerin telafisi mümkün olmamaktadır. Şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi olan kişiler lehine birtakım koruyucu ve önleyici tedbirlerin yasal yaptırıma bağlanması adına Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 4. ve 5. Maddesinde hâkim tarafından alınabilecek bazı tedbir kararlarına yer verilmiştir. İlgili kanun kapsamında, koruma altına alınan kişiler kadınlar, çocuklar ve ısrarlı takip mağduru kişilerdir.
Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 5. Maddede, hâkim tarafından şiddet uygulayanlara yönelik birtakım önleyici tedbirler hükme bağlanmıştır. Bu kapsamda, 5. Maddenin 4. Fıkrası gereğince, “Şiddet uygulayan, aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişi ise Türk Medeni Kanunu’nun hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla hâkim, şiddet mağdurunun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedebilir.” Anılan kanun hükmünden de anlaşılacağı üzere, diğer tedbir nafakası türlerinden ayrı olarak, yani Türk Medeni Kanunun kapsamında geçici önlem olarak tedbir nafakasına hükmedilmemiş olması koşulu ile şiddet mağduru lehine mağdurun bir talebinin mevcut olup olmadığına bakılmaksızın hâkim tarafından tedbir nafakasına hükmedilmesi söz konusudur. Bu hüküm, emredici kural niteliğinde olup, şiddet mağdurunun şiddet uygulayan ve ailenin geçimini sağlayan eş tarafından ekonomik şiddete de uğramaması adına atılmış bir adım olarak nitelendirilebilmektedir. 6284 sayılı kanunun 8/2. Maddesi gereğince, söz konusu tedbir nafakasına ilk defasında en çok altı ay için hükmedilmekte olup, duruma göre bu sürenin uzatılması söz konusu olabilmektedir.
Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un 18. Maddesinde ise “Bu Kanun hükümlerine göre nafakaya karar verilmesi hâlinde, kararın bir örneği, resen nafaka alacaklısının veya borçlusunun yerleşim yeri icra müdürlüğüne gönderilir.” hükmü yer almaktadır. Bu kapsamda, şiddete uğrayan lehine tedbir nafakasına hükmedilmesi durumunda, ilgilinin herhangi bir talebi olmaksızın icraya konulması ve mağduriyetinin bir an önce giderilmesi amaçlanmıştır.
Öte yandan, anılan kanun hükmünün ikinci fıkrasında ise “Nafaka ödemekle yükümlü kılınan kişinin Sosyal Güvenlik Kurumu ile bağlantısı olması durumunda, korunan kişinin başvurusu aranmaksızın nafaka, ilgilinin aylık, maaş ya da ücretinden icra müdürlüğü tarafından tahsil edilir. İcra müdürlüklerinin nafakanın tahsili işlemlerine ilişkin posta giderleri Cumhuriyet başsavcılığının suçüstü ödeneğinden karşılanır.” hükmü yer almaktadır. Bu fıkra hükmünden de şiddet mağdurunun daha fazla zorluk yaşamasına engel olmak adına icra müdürlüğü tarafından tedbir nafakasına yönelik tahsilat yapılmaktadır. Ayrıca, şiddete uğrayanların mağduriyetinin giderilmesi kamu düzenini ilgilendirdiğinden, nafakanın tahsili işlemlerine yönelik yapılan giderlerin Cumhuriyet başsavcılığa ait ödenekten karşılanması öngörülmüştür.
İlgili kanun kapsamında, dini nikâhlı eşinden şiddet gören mağdurun zorunlu ve temel giderlerini karşılayabilmek adına, şiddet mağduru tarafın resmi nikâhın varlığı aranmaksızın bu konuda mağduriyetin giderilmesi gerekmektedir. Nitekim toplumun geneline bakıldığında, şiddet mağdurlarının yalnızca resmi nikahlı eşten gördüğü bir mağduriyet söz konusu değildir. Ülkemiz koşullarında resmi nikahı bulunmayan fakat dini nikahla evliliğini devam ettiren birçok mağdur kadın hem fiziksel şiddet hem de ekonomik şiddetin mağduru konumundadır. Kanımızca hâkim tarafından gereken tüm koşulların detaylıca araştırılması ile resmi akit ile evlilik birliği içerisinde bulunmayan dini nikâhlı şiddet mağduru eş lehine de tedbir nafakasına hükmedilmesi, kadına şiddetin önlenmesi adına oldukça önemli bir adım olacaktır.
Çocuk Lehine Hükmedilecek Tedbir Nafakası
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun madde 327 kapsamında, “Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır.” Bu kapsamda, ana ve babanın velayet hakkından bağımsız olarak çocuğa karşı bakım, eğitim ve koruma yükümlülükleri mevcuttur. Çocuğun velayet hakkının ana ya da babaya ait olmaması, bu yükümlülüklerden kurtulmak anlamına gelmemektedir. Söz konusu bu yükümlülük, Türk Medeni Kanunu’nun madde 328 hükmünde de belirtildiği üzere, çocuk ergin olana kadar devam etmekte olup çocuğun ergin olmasına rağmen eğitiminin devam etmesi durumunda, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler. Ana veya baba tarafından bakım yükümlülüğünün ihlal edilmesi halinde, küçüğe fiilen bakan ana veya babanın diğer eşe karşı nafaka davası açma hakkı mevcuttur (TMK m. 329/1). Ayırt etme gücüne sahip olmayan küçük lehine gereken hallerde mahkeme tarafından atanacak kayyım veya vasi tarafından da nafaka davasının açılması söz konusu olabilecektir (TMK m. 329/2). Öte yandan ayırt etme gücüne sahip olan küçük de nafaka davası açma hakkını haizdir (TMK m. 329/3).
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi tarafından 02.06.2021 tarihinde verilen bir kararda, ergin olan çocuklar lehine tedbir nafakasına hükmetmenin doğru olmadığı gerekçe gösterilmiş; fakat bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hüküm düzeltilerek onanmıştır.
Çocuk lehine hükmedilecek tedbir nafakasına, Türk Medeni Kanunu’nun madde 332 kapsamında, nafaka davasının açılması ile davacının istemi üzerine dava sonuçlanıncaya kadar hâkim tarafından geçici önlem olarak hükmedilebilmektedir.
Türk Medeni Kanunu’nun madde 169 kapsamında da, boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim tarafından dava süresince çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlem olarak tedbir nafakasına hükmedilebilmektedir. Ayrıca, çocuğa fiilen bakan eşin talebi söz konusu olmasa dahi, hâkim tarafından çocuk lehine re ‘sen tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekmektedir. Bu durumda çocuğun üstün yararı gözetilerek çocuğun bakımı ve eğitimi için gerekli giderlerin karşılanmasında sekteye uğramaması adına hâkim tarafından geçici önlem olarak tedbir nafakasına hükmedilmelidir.
Çocuk lehine hükmedilecek tedbir nafakasının kanuni dayanaklarından bir diğeri ise, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunudur. İlgili kanunun 17/7. Maddede, “Mahkeme, korunma ihtiyacı olan çocuk hakkında, koruyucu ve destekleyici tedbir kararının yanında 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre velayet, vesayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında da karar vermeye yetkilidir.” hükmü yer almaktadır. Bu kapsamda, 5395 sayılı kanun çerçevesinde çocuk lehine hükmedilecek olağan koruyucu ve destekleyici önlemler kapsamında mahkeme tarafından tedbir nafakasına hükmedilebilmektedir.
Kanımızca, çocukların topluma ve aileye karşı özel olarak korunmaya muhtaç olması, çocuk hakları açısından mağdur edilmemeleri açısından ailenin bakım, gözetim ve koruma yükümlülükleri ihlal etmesinin bir sonucu olarak çocuk lehine tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekmektedir. Söz konusu tedbir nafakası yönünden hâkimin çocuğa bakan tarafın talebi olmaksızın tedbir nafakasına hükmetmesi çocuğun mağduriyetinin önlenmesine adına oldukça önemlidir. Boşanma veya ayrılık davası süresince, çocuğun velisi çocuk lehine hükmedilecek tedbir nafakasından feragat etme hakkına sahip olup bu feragati gerçekleştirmek için sulh hukuk hâkiminden izin alması gerekmemektedir. Kanımızca bu durum çocuğun üstün yararının gözetilmesi hususunda bir sakınca teşkil etmektedir. Nitekim çocuk yararına hâkim tarafından re ‘sen hükmedilen bir tedbirden çocuğun velisi tarafından feragat edilmesi çocuğun faydasına olmayacağı ortadadır.
Tedbir Nafakasının Hukuki Dayanakları
Tedbir nafakasının hukuki dayanakları olarak Türk Medeni Kanunu’nun 169. ve 197. maddeleri sayılabilir. Her iki madde hükmü arasında uygulama açısından farklılıklar bulunmaktadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 169. Maddesine Göre: “Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re’sen alır.”
Yukarıda alıntılamış olduğumuz madde metninde ifade edilen geçici önlemler: Müşterek çocuğun geçici velayetinin taraflardan birisine verilmesi, müşterek konutun eşlerden birine tahsisi ve diğer eşin müşterek konuttan uzaklaştırılması ve gerek görülmesi halinde eşlerden birine tedbir nafakası bağlanması gibi kararlar olabilmektedir. Dolayısıyla tedbir nafakası, hakim tarafından hükme bağlanabilen geçici önlemler arasındadır.
Türk Medeni Kanunu’nun 197. Maddesine Göre: “Eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddî biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir. Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hâkim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır. Eşlerden biri, haklı bir sebep olmaksızın diğerinin birlikte yaşamaktan kaçınması veya ortak hayatın başka bir sebeple olanaksız hâle gelmesi üzerine de yukarıdaki istemlerde bulunabilir. Eşlerin ergin olmayan çocukları varsa hâkim, ana ve baba ile çocuklar arasındaki ilişkileri düzenleyen hükümlere göre gereken önlemleri alır.”
Türk Medeni Kanunu’nun 197. madde uygulaması, 169. maddede düzenlenen geçici önlemlerden farklı olarak boşanma ve ayrılık davası açılmadan önceki dönemde evlilik birliğinin gereklerinin yerine getirilmemesi nedeniyle öngörülmüş olup, 197. maddede öngörülmüş olan bu tedbir nafakası, bağımsız bir talep ve bağımsız bir davanın konusu olarak, eşlerin fiili ayrılık süreçleri boyunca geçerli olur. Böylece boşanma davası veya ayrılık davası açılmamış olsa dahi TMK 197. madde uyarınca tedbir nafakası ayrı ve bağımsız bir dava yoluyla talep edilebilmektedir.
Tedbir Nafakası Talebi
Tedbir nafakası, hem boşanma davası süresince yoksulluğa düşecek olan eşin kendisi için hem de müşterek çocuk için talep edilebilir. Bu durumda mahkeme tarafından müşterek çocuklar için ve dava süresince yoksulluğa düşecek olan eş için tedbir nafakasına hükmedilir.
Yukarıda da değinmiş olduğumuz üzere, boşanma davasında tedbir nafakasına ilişkin olarak taraflar talepte bulunmamış olsa dahi, mahkeme tarafından tedbir nafakasına hükmedilmesine gereken bir durumun tespiti halinde resen(kendiliğinden) karar verilmesi gerekmektedir. Ancak tedbir nafakasına ihtiyaç duyan tarafın işi şansa bırakmaması ve ihtiyaç olgusunu gösteren delillerini de dosya muhteviyatına kazandırmak suretiyle tedbir nafakasına ilişkin olarak ayrıca talepte bulunması tavsiye edilmektedir.
Boşanma ile birlikte talep edilen tedbir nafakası, aynı iştirak ve yoksulluk nafakası ve maddi ve manevi tazminat gibi boşanmanın ferisi niteliğinde olduğundan herhangi bir harca tabi değildir. Mahkemece hükmedilen tedbir nafakası, boşanma davası kesinleşene kadar devam eder. Boşanma davası kesinleştikten sonra tedbir nafakası, boşanma davası sonucunda verilen nihai kararla birlikte, kararın içeriğine göre ya tamamen kalkar ya da yoksulluk ve iştirak nafakası olarak devam eder.
Ergin olmuş çocuklar için, eşlerden birinin diğer eşten nafaka istemesi söz konusu değildir. 18 yaşını geçmiş olan ergin çocuk, eğitimine devam ediyorsa, bizzat kendisi yardım nafakası talepli dava açabilir.
Bu konu hakkında daha detaylı bilgi edinmek için “Tedbir Nafakası Dilekçe Örneği” başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
Deliller ve İspat
Tedbir nafakası talebinde bulunan taraf, tedbir nafakasına hükmedilmesine yönelik talebini çeşitli deliller ile destekleyebilir. Bu delillerin başında: Sosyal ve ekonomik durum araştırma raporu (SED Raporu), Banka kayıtları ve hesap dökümleri, SGK kayıtları, bordrolar, tanık beyanı gibi deliller gelmektedir. SED raporu, tedbir nafakasına hükmedilebilmesi için büyük önem arz etmektedir.
Talebin Kabulüne Karar Verilmesi
Tedbir nafakasına ilişkin olarak bir karara hükmedilebilmesi için mahkemenin kusur incelemesi yapmayacağından bahsetmiştik; mahkeme yalnızca tarafların ekonomik durumlarını kıyaslayacak ve duruma uygun düşen bir karar verecektir. Bunun için de tarafların sosyal ve ekonomik durumlarının incelenmesi gerekmektedir. Mahkemece sosyal ve ekonomik durum incelemesine karar verildikten sonra, kolluk ve sosyal hizmet yetkilileri gibi çeşitli kamu görevlileri tarafından gerekli işlemler yapılıp mahkemeye sosyal ve ekonomik durum araştırma raporu(kısaca SED raporu) sunulur ve mahkeme bu rapora göre somut olaya dair saptamasını yapıp bir karara varır.
Bu raporlama tarafların ekonomik durumları ile ihtiyaçları, çocukların yaş gruplarına göre eğitim, bakım, beslenme, giyim, sağlık, ulaşım vb. ihtiyaçları gibi hususların tümünü kapsamalıdır. Ancak uygulamada SED raporlarının bu kapsamlı hazırlanmadığı görülmektedir. Bu nedenle tedbir nafakasına ihtiyaç duyan tarafların, ellerinde mevcut olan ihtiyaç olgusunu ispat etmeye elverişli her türlü hukuka uygun delili(bir kısmını bir üst başlık altında açıkladık) dosyaya sunması tavsiye edilir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1891 E., 2018/1577 K. sayılı kararına göre: Boşanma davasında tedbir nafakasına ilişkin kusur ve talep aranmaz, taraflardan herhangi birisinin açılmış olan boşanma veya ayrılık davası nedeniyle yoksulluğa düşecek olması tedbir kararı verilmesine yeter sebeptir. Hatta tedbir nafakasında kusur şartı aranmadığı için kusurlu eş, mesela aldatan eş lehine de yoksulluğa düşecek olması ihtimaline binaen tedbir nafakasına hükmedilebilecektir. Bunun yanında her iki tarafın gelirinin bulunmaması da tedbir nafakasına hükmedilmesine engel bir hal değildir. Dikkate alınan esas husus, tarafların gelir durumları değil, ekonomik güçleridir.
Tüm bu işlemlerin tamamlanması ve mahkemenin tedbir nafakasına ilişkin olarak somut olaya uygun düşen bir karar vermesi, kesin olmamakla birlikte ortalama 4-5 ay kadar sürebilmektedir. Ancak bazı mahkemelerin SED raporunu beklemeksizin tensip zaptıyla birlikte tedbir nafakasına hükmettiği de görülmektedir.
Tedbir Nafakasına İlişkin İcra Takibi
Tedbir nafakasına karar verilmiş olması ve nafaka yükümlüsünün bu borcunu kendi isteğiyle yerine getirmemesi halinde, nafaka alacaklısı tarafından icra takibi başlatılarak tedbir nafakasının tahsili sağlanabilir. Boşanma ve ayrılık davalarında tedbir nafakası kararı mahkeme tarafından bir ara karar ile hükme bağlandığından dolayı henüz ortada bir ilam bulunduğundan söz edilemeyecektir; bu nedenle tedbir nafakasına ilişkin olarak başlatılacak olan icra takibinde, iştirak ve yoksulluk nafakalarında olduğu gibi ilamlı icra yoluna değil, ilamsız icra yoluna gidilmesi gerekecektir.
Tedbir Nafakasının Ödenmemesi Halinde Tazyik Hapsi
Nafaka alacaklısı tarafından tedbir nafakasının ödenmemesi sebebiyle icra takibi başlatılmışsa ve buna rağmen tedbir nafakası alacağı tahsil edilemiyorsa: nafaka alacaklısı tarafından şikayette bulunulabilir ve borçlu hakkında üç aylık nafaka borcu için üç aya kadar tazyik hapsine karar verilmesi talep edilebilir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 344. maddesine göre: “Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir. Borçlunun, nafakanın kaldırılması veya azaltılması talebiyle dava açmış olması halinde, ileri sürdüğü sebepler göz önünde bulundurularak, tazyik hapsinin uygulanması bu davanın sonuna bırakılabilir.”
Tedbir Nafakası Kararına İtiraz
Tedbir nafakasına ilişkin olarak verilen karara yönelik olarak, kararı veren mahkemeye ara karara itiraz dilekçesi sunulabilir ve bu karara itiraz edilebilir. Sunulacak olan itiraz dilekçesine itiraz gerekçeleri anlatılmalı ve mümkün mertebe elde mevcut bulunan deliller de dilekçe ekinde sunulmalıdır.
Ayrıca, tedbir nafakasına ilişkin olarak verilmiş kararın üzerinden zaman geçtikten sonra, bu kararın verilmesine neden olan koşulların değişmesi durumunda hakim tarafından daha önce belirlenmiş olan nafaka miktarı artırılıp azaltılabilir veya tedbir nafakasının tamamen kaldırılmasına karar verilebilir.
Örneğin: Tedbir nafakası alacaklısının ekonomik durumunun, tedbir nafakasına hükmedilmesinden sonra değişiklik göstermesi, örneğin bu kişiye miras yoluyla yüklü bir malvarlığı kalması ya da bu kişinin işe girmesi durumunda nafaka borçlusu tarafından bu durum mahkemeye bildirilebilir ve nafaka miktarında indirim yapılması veya nafakanın tümden kaldırılması talep edilebilir.
Bu konu hakkında daha detaylı bilgi edinmek için “Tedbir Nafakası Ara Kararına İtiraz Dilekçesi Örneği” başlıklı yazımızı inceleyebilirsiniz.
Tedbir Nafakasının Artırılması veya Azaltılması
Tedbir nafakasının artırılması veya azaltılması mümkündür. Taraflar hayatın olağan akışı gereği sosyal ve ekonomik durumların ya da şartların değiştiğini iddia ederek nafaka miktarının değiştirilmesini isteyebilirler.
Bu nafaka türünün artırılması veya azaltılması talebi davaya bakan mahkemeye sunulur. Bu talep sunulurken, eşlerin durumunda değişiklik meydana geldiği veya maddi konularda düzenleme yapılmasını gerektiren her türlü argüman hukuki şekilde sunulmalıdır.
Tedbir Nafakasının Kaldırılması
Tedbir nafakasının kaldırılmasını talep edilmesi mümkündür. Ancak bu talep için eşin ihtiyaç durumunda değişiklik olması şartının gerçekleşmesi gerekir.
Uygulamada Yargıtay’a göre de tedbir nafakasının kaldırılması için mutlaka nafaka alacak olan eşin durumunda değişiklik olması gerektiği şu şekilde ifade edilmiştir:
“(…)Davalı kadın yararına hükmedilen tedbir nafakasının boşanma hükmünün kesinleşmesi ile kendiliğinden ortadan kalkacağı dikkate alınmaksızın, yazılı şekilde tedbir nafakasının karar tarihi itibariyle kaldırılmasına dair hüküm tesisi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir(…)” (Yargıtay 2. HD., T.01.03.2018, E.2016/12252, K.2018/2829)
Ayrıca, tedbir nafakasının kaldırılması istemi sadece eş lehine hükmedilen nafaka için geçerli değildir. Eğer çocuğun ihtiyaçları sebebiyle bu nafaka türüne hükmedilmiş ise bunun için de nafakanın azaltılması veya kaldırılması talebinde bulunulabilir. Ancak bu durumda çocuğun artık kendi ihtiyaçlarını karşılayacak bir seviyeye ulaşması yahut gelir elde etmesi gerekir.
DİKKAT : Günümüzde yargılamaların uzaması sebebiyle tedbir nafakalarının ödenme süresinin de arttığı görülmektedir. Ancak sadece dava sürecinin uzun sürmesi sebebine dayalı olarak tedbir nafakasının miktarının değiştirilmesi veya kaldırılması talebinde bulunmak mümkün değildir.
Tedbir Nafakasının Ödenmemesi
Tedbir nafakası ödenmediği durumda, icra takibi başlatılır. Bu kapsamda tedbir nafakaları, yoksulluk ve iştirak nafakasından farklı olarak boşanma kararı kesinleşmeden icraya konulabilir.
Söz konusu tedbir nafakasının icra yoluyla tahsili ise ilamlı icra marifetiyle yapılmaz. Zira bu nafaka türüne ara kararlarla hükmolunur. Neticede tedbir nafakası ilamsız icra yoluyla talep edilmelidir. Yargıtay’ın da görüşünün bu yönde olduğu şu karardan anlaşılmaktadır:
“(…)Tedbir nafakasına ilişkin ara karar ilam olmadığı gibi, İcra ve İflas Kanunu’nun 38. maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden de değildir. Dolayısıyla ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabi olmadığından ilamlı takip konusu yapılamaz(…)” (Yargıtay 12. HD., T.23.01.2019, E.2018/5079, K.2019/810)
Eğer ki nafaka yükümlüsü kişi bu borçlarını halen yerine getirmiyorsa bu durumda İcra ve İflas Kanunu’nun m.344 gereğince tazyik hapsine karar verilebilir. Bu durum İcra ve İflas Kanunu’nun m.344’te şu şekilde ifade edilmiştir: “Nafakaya ilişkin kararların gereğini yerine getirmeyen borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine, üç aya kadar tazyik hapsine karar verilir. Hapsin tatbikine başlandıktan sonra kararın gereği yerine getirilirse, borçlu tahliye edilir.”
Tedbir Nafakasında Taleple Bağlılık İlkesi
Tedbir nafakasına ilişkin olarak uygulamada en çok gözden kaçırılan husus, hakimin taleple bağlılık ilkesinin tedbir nafakasına ilişkin olarak da uygulanmasının gerekeceğidir. Taraflarca tedbir nafakasına ilişkin olarak talepte bulunulmamışsa, hakim tedbir nafakasını dilediği gibi belirleyebilir. Çünkü tedbir nafakası, Türk Medeni Kanunumuzun 169. maddesine göre hakim tarafından resen hükme bağlanması gereken geçici önlemlerden biridir. Ancak, taraflardan biri tarafından tedbir nafakası talebinde bulunulmuşsa, taleple bağlılık ilkesi gereği hakim tarafından talep aşılarak hüküm kurulamaz. Bu durumda tedbir nafakası talebinin artırılması için ıslah dilekçesi sunulması gerekebilir.
DİKKAT : Tedbir nafakasının icra yoluyla takibi, ilamsız icra takibi yoluyla gerçekleştirilecektir. Çünkü mahkeme tarafından tedbir nafakasına ilişkin olarak verilecek olan karar, nihai karar değildir. Tedbir nafakası, yargılama devam etmekteyken ara karar ile hükmedilen bir nafaka türü olduğu için de bu nafaka türünün ilamsız icra takibi yoluyla gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Diğer nafaka türleri ise ilamlı icra takibine konu edilebilen nafaka türleridir.
Sonuç
Tedbir nafakası, eşlerin boşanma süreci içinde maddi anlamda olumsuz etkilenmemeleri için belirlenir. Dolayısıyla boşanma kararı kesinleşinceye kadar ödenen bu nafaka türü, her iki eş için de belirlenebilir. Ayrıca, sadece eşler açısından değil ortak çocuğun giderleri için de değerlendirme yapılması gerekir. Bu nafakanın miktarının belirlenmesinde ise değerlendirilecek kıstasların belirlenmesi ve gerekirse itiraz edilmesi gerekir. Bu anlamda hak kaybına uğramamak için bizimle İLETİŞİM geçiniz.






