Vakıflar İle İlgili Sıkça Sorulan Sorular
- Vakıf, dernekler gibi Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiş olan bir özel hukuk tüzel kişisidir.
- Vakıflar, gerçek veya tüzel kişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgülemeleriyle oluşan tüzel kişiliğe sahip mal topluluklarıdır (TMK m. 101/I).
- Vakfın en önemli özelliği bir mal topluluğu olmasıdır, bu noktada kişi topluluğu olan dernekten ayrılır. Belirli bir amaca özgülenecek malvarlığı yeterli değil ise veya gelecekte bu şekilde sürdürülmesinin zor olacağı düşünülüyor ise veya kişi topluluğuna ilişkin düzenlemeler, kurulacak yapının çalışması için daha elverişli koşullar oluşturacak ise örgütlenmenin dernek şeklinde yapılması daha yerinde olacaktır.
- Vakıf, ancak yeterli malvarlığı değerinin belirli ve sürekli bir amaca özgülenmesiyle kurulabilir. Vakıf gerçek veya tüzel kişi tarafından kurulabilir. Yeni vakıf kurma iradesi, noterde düzenleme şeklinde hazırlanan resmi senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır.
- Vakıf senedi noterde düzenleme şeklinde hazırlandıktan sonra veya ölüme bağlı kuruluyor ise ölüme bağlı tasarruf açıldıktan sonra mahkemeye başvurulması gerekir. Vakıf ancak mahkemenin vakfın tesciline karar vermesi ile kurulur.
- Türk Medeni Kanunu’na uygun olarak kurulmuş olan vakıf tüzel kişisi, “yeni vakıf” olarak da adlandırılmaktadır; bunun dışında kalan vakıflar mazbut, mülhak, cemaat ve esnaf vakıfları olarak ayrılmaktadır (VK m.3). İnceleyeceğimiz hususlar Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kurulmuş yeni vakıflarla ilgili olacaktır.
- Vakfın kuruluşu izne bağlı değildir; vakıf kurma özgürlüğünün dayanağı Anayasa’dır.
- Vakıf kurma özgürlüğünün temelini oluşturan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 33. Madde hükmüdür.
- Derneklerden farklı olarak vakıflar resmi makamlara başvuru olmadan kurulamaz. Vakfın kurulması için gerekli şartların oluşup oluşmadığı mahkemelerce denetlenir. Vakıf, kuruluş şartlarının mevcut olduğunun tespiti hâlinde mahkeme nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır.
- Mahkemelerin yetkisi kuruluş şartlarının mevcut olup olmadığının tespitinden ibarettir. Vakfın kuruluşu için gerekli şartlar yerine getirilmişse mahkemenin kuruluşa izin vermemek gibi bir yetkisi bulunmamaktadır, aksi yönde bir karara karşı kanun yolu açıktır.
- Mahkemenin verdiği karar, tebliğ tarihinden başlayarak bir ay içinde, başvuran veya Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından temyiz edilebilir. Vakıflar Genel Müdürlüğü veya ilgililer, vakfın kurulmasını engelleyen sebeplerin varlığı hâlinde iptal davası açabilirler (TMK m. 103).
- Gerçek ve tüzel kişiler vakıf kurabilir.
- Fiil ehliyetine sahip (18 yaşından büyük, ayırt etme gücüne sahip ve bir mahkeme tarafından hakkında kısıtlılık kararı verilmemiş) her gerçek kişi vakıf kurma hakkına sahiptir.
- Fiil ehliyetine sahip olmayan gerçek kişilerin yasal temsilcisi, onları temsilen vakıf kuramaz. Türk Medeni Kanunu uyarınca vesayet veya velayet altındaki kişi adına vakıf kurmak yasaktır (TMK m. 449). Ölüme bağlı tasarrufla vakıf kurma işlemi yapılabileceği için ayırt etme gücüne sahip 15 yaşını bitirmiş bir kişi de vasiyetname yolu ile vakıf kurabilir (TMK m. 502).
- Tüzel kişinin vakıf kurması için de fiil ehliyetine sahip olması ve kuruluş belgesinde vakıf kurabileceğine ilişkin hüküm olması gerekir.
- Yabancılar Türkiye’de hukuki ve fiili mütekabiliyet (karşılıklılık) esasına göre yeni vakıf kurabilirler. Ancak yeni vakıfların yönetim organlarında görev alanların çoğunluğunun Türkiye’de yerleşik bulunması gerekir (VK m. 5-6).
- Yabancı vakıfların Türkiye’de şube açması Dernekler Kanunu ve Dernekler Yönetmeliğinde düzenlenmiştir. Bu konudaki başvurunun İçişleri Bakanlığına yapılması gerekmektedir.
- Vakıflara ilişkin mevzuatın uygulanmasında milletlerarası mütekabiliyet (karşılıklılık) ilkesi saklı tutulmuştur (VK m. 2).
- Vakfın Adı,
- Vakfın Amacı,
- Vakfın Amacına Özgülenmiş Mal ve Haklar,
- Vakfın Örgütlenme ve Yönetim Şekli,
- Vakfın Yerleşim Yeri (TMK m. 106).
Söz konusu unsurlar vakıf senedinde bulunması gerekli asgari unsurlardır. Vakıf senedinde bulunması gerekli hususlar Türk Medeni Kanunu’nda ve Vakıflar mevzuatında detaylı bir şekilde düzenlenmiştir.
- Vakfın amacı hukuka uygun, belirli, anlaşılabilir olmalı ve süreklilik arz etmelidir. Tahsis edilecek malvarlığı da amacı gerçekleştirmeye yeterli olmalı, vakfın amaç veya devamını imkansız veya yararsız hale getirmemelidir.
- Vakfın örgütlenme ve yönetim şekli düzenlenirken yasal düzenlemenin tanıdığı ve vakfın kendisine uygun olan örgütlenme olanağı iyi değerlendirilmelidir. Başarılı bir vakıf senedi yazımının, amacın açık ancak kapsayıcı şekilde kaleme alınması ve örgütlenme ve yönetim şeklinin kurulmakta olan vakfa özgü kurgulanmasından geçtiği unutulmamalıdır.
- Vakıf senedinde yapılacak değişiklikler de kuruluşta olduğu gibi noterde re’sen düzenleme şeklinde düzenlenmek sureti ile mahkeme kararı alınmasını gerektirmektedir. Bu nedenle senette ihtiyaç duyulacak her türlü değişikliğin dava açılmasını gerektireceğinin göz önünde bulundurulması ve senet hükümlerinin bu yaklaşımla en başta uzun vadeli amaç ve işleyişler değerlendirilerek kaleme alınması büyük önem taşımaktadır. Senette yasal zorunluluklar dışında, kalıcı bir işleyişte yer alması istenilen kısımların ilave edilmesi ile yetinilmesi ve özellikle zaman içinde değişebilecek işleyişler bakımından iç yönergeler/yönetmelikler ile çözüm üretmek üzere organlara yetki verilmesi oldukça pratik bir yaklaşım olacaktır. Diğer yandan kurucu iradenin özellikle değişmesini istemediği veya önemli gördüğü hususların senet metninde düzenlenmesi de vakfın kurucu tarafından arzu edilen biçimde işlev görmesi için koruyucu bir işlev sağlayabilecektir. Dolayısı ile ilerideki değişikliklerin de mahkeme kararını gerektireceği gerçeğini akılda tutarak, her yönü ile detayları düşünülen ve irdelenen bir yapı kurgulamak, ancak yasal mevzuatın tanıdığı özgürlük alanı içinde ezberci bir yöntemden uzak kalarak gerektiği ölçüde detaylı düzenlemelere yer vermek, vakfın işleyişini kolay ve sağlıklı kılacak yaklaşım olacaktır. Vakfın senet değişikliğinde, özellikle amacının değişmesi ve genişletilmesi kolay olmayacaktır. Bunun için durum ve şartlardaki gelişmelerin vakıf senedindeki değişikliği zorunlu hale getirmesi ve vakfedenin amacına ve iradesine açıkça ters düşmeyecek şekilde olması ve bunun için de inandırıcı ve makul gerekçeler sunulması aranmaktadır. Ancak bu şekilde amacın gerçekleşmesini önemli ölçüde güçleştiren veya engelleyen şartların ve yükümlülüklerin kaldırılması veya değiştirilmesi mümkün görülmektedir. (Y.8. HD.,E. 2017/15536 K. 2018/10543 T. 3.4.2018). Kurulmuş olan bir vakfın özgülendiği amaç doğrultusunda varlığını sürdürmesi ve yönetim organlarınca da bu amacın gerçekleştirilmesi esastır. Vakfeden tarafından kuruluş senedinde belirlenen vakfın amacı, zorunluluk doğmadıkça kural olarak vakıf organlarınca değiştirilip genişletilemez. Bununla birlikte vakfın amacı, geçen zaman içerisinde tamamen değişik bir anlam ve nitelik kazanmış olursa, ancak bu sebeple değiştirilmesi söz konusu olacaktır. Türk Medeni Kanunu 113. Maddesi ve Türk Medeni Kanunu Hükümlerine Göre Kurulan Vakıflar Hakkında Tüzüğün 26. maddesi, vakfın asıl amacının niteliği ve kapsamı, vakfedenin vakıf senedinde belirttiği isteğine açıktan açığa uymayacak derecede değişmiş olursa, amacın değiştirilmesi için yetkili asliye mahkemesine başvurulacağını hükme bağlamış olup, burada ölçü vakfın değişen koşullar karşısında başlangıçtaki amacın gerçekleştirilmesinin olanaksız duruma gelmesidir. Amacın değiştirilebilmesi için objektif ve sübjektif koşulların birlikte oluşması gerekir. Objektif koşullar bakımından amacın anlam ve içeriğini yitirmesine, sübjektif koşullar bakımından da değişmiş olan amacın artık vakfedenin isteğiyle bağdaşmasına olanak bulunmamasına bağlıdır.” (Y. 18. HD., E. 2010/2605, K. 2010/4770, T. 29.3.2010) Bu nedenle daha kuruluşta vakıf senedinde amacın ve faaliyet konularının mümkün olduğunca geniş kaleme alınması ve ileride düşünülebilecek hedef ve faaliyetleri de kapsaması tavsiye edilir.
- Vakıflar Kanununun 5. maddesi ile Vakıflar Yönetmeliğinin 111 maddesinin (ğ) bendine istinaden, 2020 yılı için yeni vakıfların kuruluşunda, amaçlarına özgülenecek asgari mal varlığı Vakıflar Meclisinin 11.12.2023 tarihli ve 545/527 sayılı kararı ile 500.000 TL (Beş Yüz Bin Türk Lirası) olarak belirlenmiştir. Bu bedel her sene Vakıflar Meclisi tarafından belirlenerek duyurulmaktadır. Ancak bu bedelin asgari bedel olduğu, amacın kapsamı gözetilerek bu amacın gerçekleşmesine olanak sağlayacak ölçüde bir malvarlığının tahsis edilip edilmediğinin Mahkeme tarafından değerlendirileceği ve tescil aşamasında malvarlığının artırılması yönünde karar verilebileceği dikkate alınmalıdır.
- Vakıf senedinde vakfın amacı ile bu amaca özgülenen mal ve haklar yeterince belirlenmiş ise diğer noksanlıklar vakfın tüzel kişilik kazanması için yapılan başvurunun reddini gerektirmez. Bu tür noksanlıklar, tescil kararı verilmeden önce mahkemece tamamlattırılabileceği gibi; kuruluştan sonra da denetim makamının (Vakıflar Genel Müdürlüğü) başvurusu üzerine, olanak varsa vakfedenin görüşü alınarak vakfın yerleşim yeri mahkemesince tamamlattırılır (TMK m. 107 I, II; VY m. 10).
- Vakfın yerleşim yerinin yönetim organı kararı ile nakledilebileceğinin eklenmesi ve yine ileride oluşabilecek ihtiyaçlar düşünülerek yurt içinde veya yurt dışında şube ve temsilcilikler açabileceği yönünde hükümlerin yazılması, senet değişikliği ile uğraşmamak adına pratik olacaktır.
- Vakıf kurma iradesi, resmi senetle veya ölüme bağlı tasarrufla açıklanır.
- Sağlıkta kurulan vakıflar, noterde düzenleme şeklinde hazırlanan resmi senetle açıklanır.
- Vakıf senedinin tüm kurucular tarafından noter huzurunda eşzamanlı olarak imzalanması gerekir. Özellikle kurucuların sayısının fazla olduğu durumlarda bu işlemi temsilci aracılığı ile yapmak ve senet metninde bu yetkilendirmeyi düzenlemek pratik bir yol olabilecektir. İşlemin temsilci aracılığıyla yapılması halinde, temsil yetkisinin noter tarafından düzenlenmiş temsilcilik belgesi ile verilmiş olması, bu belgede vakfın amacı ile özgülenecek mal ve hakların belirlenmesi zorunludur.
- Kurucular arasında tüzel kişi bulunması halinde; bu tüzel kişinin vakıf kurabileceğine ve vakfa mal varlığı tahsis edebileceğine dair hüküm bulunan kuruluş statüsünün ve yetkili organ kararının da vakıf senedi ile birlikte mahkemeye verilmesi gerekir.
- Ödenecek harç bedelinde, kuruluşta amaca özgülenen malvarlığı değeri noter tarafından dikkate alınmaktadır. Noter, resmi senedin bir örneğini yedi gün içinde Vakıflar Genel Müdürlüğüne gönderir.
- Vakıf kurma işlemi için mahkemeye başvurma, resmi senedin düzenlenmesinden sonra vakfeden (ler) tarafından yapılır. Vakfedenin ölmesi halinde mirasçılardan birisi tarafından tescil talebinde bulunulabilir.
- Vakıf senedinin düzenlenmesini takip eden üç ay içinde vakfedenin veya ölümü halinde mirasçılardan birisi tarafından tescil talebinde bulunulmamış veya vakfeden tüzel kişiliği haiz olup da bu süre içinde sona ermiş ise vakfın tescili hususundaki başvuru Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılır. Yetkili mahkemeye başvurulması üzerine, yapılacak harcamalar, ilgili vakıftan alınmak kaydıyla Genel Müdürlük tarafından karşılanır. Görüldüğü üzere yasa koyucu vakıf kurumuna verdiği önem nedeni ile vakıf kurma iradesinin sonuçlanması için tamamlayıcı mekanizmaları da oluşturmuştur.
- Ölüme bağlı tasarruf yoluyla vakıf, vakfedenin ölümünden sonra tescil edilmek üzere kurulabilir. Vakıf ölüme bağlı tasarrufa dayanıyorsa, tescil için mahkemeye başvurma ilgililerin veya vasiyetnameyi açan sulh hakiminin bildirimi üzerine ya da Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından re’sen yapılır (TMK m. 102/III).
- Vasiyet yoluyla kurulan vakıflarda vakfedenin mirasçısı veya vakfeden tarafından mirası resmen idare etmekle görevlendirilmiş kişi (vasiyeti tenfiz memuru) tescil talebinde bulunabilir. Vasiyetnamenin açılması tarihinden itibaren üç ay içinde bunlar tarafından tescil talebinde bulunulmamış ise vakfın tescili hususundaki başvuru Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılır.
- Vasiyet yoluyla kurulan vakıflarda vasiyetnameyi açan sulh hukuk hakimi, vasiyetnamenin veya resmi senedin bir örneğini yedi gün içinde Vakıflar Genel Müdürlüğüne gönderir.
- Ölüme bağlı tasarrufla kurulan vakfın miras bırakanın borçlarından sorumluluğu, özgülenen mal ve haklarla sınırlıdır. Vakfedenin mirasçıları ile alacaklılarının, bağışlamaya ve ölüme bağlı tasarruflara ilişkin hükümler uyarınca dava hakları saklıdır.
- Vakfın kurulumu için mahkeme kararı zorunludur.
- Vakfın tescili konusundaki başvurular vakfedenin yerleşim yeri asliye hukuk mahkemesine yapılır.
- Kuruluşta özgülenen malvarlığı bedeli şayet nakit ise Türkiye’de kurulu bir bankaya yatırılıp vakıf adına bloke edilerek dekontu mahkemeye sunulur. Malvarlığının ayni (taşınmaz ya da taşınır bir malvarlığı, hak, gelir vb) olarak tahsis edildiği durumlarda ise değer tespitinin mahkemece yaptırılması ve konusuna göre varsa ilgili sicile (tapu sicili, trafik sicili gibi) vakıf adına tescili sağlanmalıdır. Başvurulan mahkeme vakfa özgülenen mal ve hakların korunması için gerekli önlemleri re sen alır (TMK m 102/IV).
- Mahkeme vakıf senedini inceler, özellikle de şekil, ehliyet ve tahsis edilen malvarlığına ve bu malvarlığının belirtilen amacı gerçekleştirmeye yetip yetmeyeceğine bakar (TMK m. 102; VY m.4, m.5, m.6, m. 7, m.8, m.9; Türk Medeni Kanunu Hükümlerine Göre Kurulan Vakıfların Tescil ve İlanı Hakkında Tüzük m. 3, 4, 5,6, 7). Vakfın tescili davası her ne kadar hasımsız bir dava olsa da uygulamada mahkeme öncelikle resmi senedi denetim makamı olan Vakıflar Genel Müdürlüğüne göndererek görüşünü sorar ve bu görüşe bağlı olarak veya kendisi senet metninde değişiklik yapılmasını, malvarlığının amaca uygun şekilde artırılmasını vb. karar altına alabilir. Bu durumda vakfeden yine noterde düzenleme sureti ile hazırlanacak tadil metnini mahkemeye sunacak olup tadil metni de yine Vakıflar Genel Müdürlüğüne görüşleri için gönderilecektir. Mahkeme, denetim makamının görüşünü aldıktan sonra evrak üzerinde ve gerekirse vakfedeni ve diğer ilgilileri de dinlemek suretiyle inceleme yaparak vakfın tesciline karar verir.
- Tescil kararının kesinleşmesi ile, vakıf, vakfın yerleşim yeri asliye hukuk mahkemesi nezdinde tutulan, vakfeden ile vakıf adının, yerleşim yerinin, organlarının, amaç ve bu amaca özgülenen mal ve haklarının gösterildiği sicil defterine tescil edilir.
- Vakıf, yerleşim yeri mahkemesi nezdinde tutulan sicile tescil ile tüzel kişilik kazanır (TMK m.102/I). Vakfın kurulması ile özgülenen mal ve haklar vakıf tüzel kişiliğine geçer (TMK m.105/I).
- Tesciline karar verilen vakıf, ayrıca Vakıflar Genel Müdürlüğünde tutulan merkezî sicile kaydedilir.
- Vakıflar Genel Müdürlüğünce tutulacak merkezi sicil defterinde her vakıf için bir sayfa açılır. Bu sayfadaki özel sütunlara vakfedenin ve vakfın adı, yönetim şekli, temsil tarzı, vakfın yerleşim yeri, vakfedilen malların ve hakların nelerden ibaret olduğu, taşınmazların yeri, tapu tarih ve numaraları (pafta, ada, parsel, sıra no), vakfın amacı, şartları, yönetim organları ve bunlarda yapılan değişiklikler ile vakıf senedinin tarih ve numarası, tescile dair kararı veren mahkemenin adı ile kararın tarih ve numarası yazılır.
- Sicil kayıtları ile vakıf senedi arasında bir aykırılık bulunduğu takdirde, vakıf senedinin aslına itibar edilir.
- Tescil kararı, başka bir mahkemece verilmiş ise, ilgili belgelerle birlikte tescil için vakfın yerleşim yeri mahkemesine gönderilir (TMK m.104/II).
- Kuruluşa ilişkin mahkeme kararının kesinleşmesi ile yerleşim yeri mahkemesinin yapacağı bildirim üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğünce merkezî sicile kayıt olunan vakıf Resmî Gazete ile ilân olunur. İlanda; vakfedenin ve vakfın adı, yerleşim yeri, amacı, mal ve haklarının neler olduğu, varsa taşınmazlarının tapu bilgileri, vakfın organları ile kuruluş senedinin tarih ve sayısı, tescil kararının tarih ve sayısı ile hangi mahkemece verildiği belirtilir. İlan için yapılacak harcamalar vakıftan alınmak üzere Genel Müdürlük tarafından karşılanır.
- Mahkemenin vakfın tesciline veya tescil isteminin reddine ilişkin kararlarına karşı, tebliğ tarihinden başlayarak bir ay içinde, başvuran ya da Genel Müdürlük tarafından temyiz yoluna gidilebileceği düzenlenmiştir (TMK m.103). İstinaf yoluna başvurma süresi olan 2 haftalık yasal sürenin güncel uygulamada Genel Müdürlük için bir ay olarak işletilebildiği görülmekte, bu bakımdan mahkeme kararları değişkenlik gösterebilmektedir.
- Genel Müdürlük veya ilgililer, vakfın kurulmasını engelleyen sebeplerin varlığı halinde iptal davası açabilir.
- Mahkeme, tescile veya tescil isteminin reddine ilişkin olarak verdiği kararı, resmi senetle birlikte Vakıflar Genel Müdürlüğüne re’sen tebliğ eder.
- Vakıf senedinde yer verilmiş olmak ve bu senede aykırı olmamak şartıyla iç uygulama yönetmeliği/yönergesi çıkartılabilir. Bu durumda ilgili yönerge/yönetmelik hükümlerine de uygun davranmak gerekir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan bu tür düzenlemelerin yapılabileceğini Yargıtay kabul etmektedir (Y. 18. HD., E. 2014/7297 K. 2014/13631 T. 30.9.2014; 18. HD., E. 2014/8497 K.2014/13633 T. 30.9.2014).
- Özellikle sosyal yardımlaşma vakıflarının senetlerinde, senede göre düzenlenmiş olan iç yönergeler/yönetmelikler kaleme alınmaktadır. Örneğin uygulamada emeklilik ve ölüm yardımının yapılabilmesinin şartları (hesaplama yöntemleri gibi) bu tür düzenlemelerde yer almaktadır. Elbette gerekli usul izlenerek vakfın faaliyet alanına göre her konuda iç uygulama yönergeleri/yönetmelikleri ile düzenlenebilmesi, vakıf senedinde değişiklik yapma zorunluluğu olmaksızın güncel duruma uyumun sağlanması açısından pratik bir yol sunmaktadır.
- İç uygulama yönetmeliği/yönergesi gibi bu tür düzenlemelerin vakıf senedine aykırılık taşımaması, vakıf senedinde yer alan amacın gerçekleştirilmesine hizmet etmesi gerekmektedir.
- Uygulamada bu tür iç yönergeler/yönetmelikleri genellikle yönetim kurulu hazırlamakta, mütevelli heyeti de onaylamaktadır (vakıf yönetiminin bu şekilde örgütlenmiş olması halinde). Bu tür düzenlemelerin yapılması, vakfın işleyişi bakımından getirdiği esneklik ve karar alma mekanizmasını hızlandırmaları nedeniyle tavsiye edilir. Bu yöntemin sağlıklı işlemesi bakımından senette işleyiş kurallarının belirlenmesi yol gösterici olup yürütülecek usule ilişkin tartışmaları engelleyecektir.
- Vakıf senedinde dayanağını bulan bu düzenlemelerde yapılacak değişiklikler için vakıf senedi değişikliği gerekmez. Vakfın iç işleyişine ilişkin olan bu düzenlemeler yönetim organının kararı ile değiştirilebilir. Bununla birlikte vakıf senedine aykırı düşecek değişiklikler yapılamayacağı gibi, vakıf senedine göre kazanılmış olan haklar da bu tip uygulama yönetmeliği hükümleri ile elden alınamaz (Y. 18. HD., E. 2014/12380 K. 2014/14988 T. 28.10.2014).
- Vakıf tescil ile tüzel kişilik kazandığı için vakfedenin tescilden sonra işlemi geri alması mümkün değildir.
- Vakfeden, vakfın tesciline kadar vakıf kurmaktan vazgeçilebilir.
- Ölüme bağlı tasarrufla (vasiyet yoluyla) vakıf kurulmuşsa vakfeden sağlığında ölüme bağlı tasarrufu geri alma yollarını kullanarak (vasiyetnamenin geri alınması) vakıf kurmaktan vazgeçebilir. Ancak vakfedenin ölümünden sonra mirasçılarının böyle bir hakkı yoktur.
- Vakıf Bilgi Yönetim Sistemi1 (VBYS) vakıflarla ilgili bilgilerin elektronik ortamda yer alması için oluşturulmuştur.
- Vakıflar Genel Müdürlüğü, VBYS’de bazı düzenlemeleri içeren bir genelge yayımlamıştır. Bu genelge 1 Ocak 2014 tarihinden bu yana yürürlüktedir.
- Genelge, VBYS üzerinden gerçekleştirilecek işlemlere yönelik açıklamalar içermektedir.
- Vakıf yetkilileri sisteme girmek için Vakıflar Bölge Müdürlüğünden şifre almak ve bildirimlerini sistem aracılığıyla yapmak zorundadırlar.
- 5737 sayılı Vakıflar Kanunu ve Vakıflar Yönetmeliği ile yeni, esnaf ve cemaat vakıflarına beyanname verme ve bildirimde bulunma yükümlülüğü getirilmiştir (Bkz. Bölüm 11). Söz konusu vakıfların, beyanname ve bildirimlerini ekleriyle beraber eksiksiz olarak sadece VBYS 2.0 üzerinden doldurup göndermeleri gerekmektedir.
- Verilmesi yasal bir zorunluluk olan bu belgelerin, öngörülen süre ve usullerde gönderilmemesi halinde vakıf yönetimine 5737 sayılı Vakıflar Kanununun 11. maddesi doğrultusunda idarî para cezası uygulanacaktır
- Aile vakfı TMK’da yer alan özel bir vakıf türüdür.
- Aile vakfı yeni vakıfların bir alt türü olup sadece amaç bakımından farklılık taşır: Aile vakfı, aile bireylerinin eğitim ve öğrenimleri, donanım ve desteklenmeleri ve bunlara benzer amaçların gerektirdiği harcamaların yapılması için kurulabilir (TMK m. 372/I). Bu amacın dışında bir amaçla aile vakfı kurulamaz.
- Aile vakfı, aile bireylerinin vakıftan faydalanması için kurulur. Ancak aile vakfı, bir malın veya hakkın başkalarına geçmemek üzere aynı soydan gelenlere kuşaktan kuşağa kalacak şekilde özgülenmesi için kurulamaz (TMK m. 327/II).
• Bu tür vakıflar da TMK’ya ve Vakıflar mevzuatına tabidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 522. maddesinde yer alan “çalışanlar ve işçiler lehine yardım akçesi” düzenlemesini temel alır.
• Esas sözleşmede şirketin yöneticileri, çalışanları ve işçileri için yardım kuruluşları kurulması veya bunların sürdürülebilmesi amacıyla veya bu amacı taşıyan kamu tüzel kişilerine verilmek üzere yedek akçe ayrılabilir.
• Yardım amacına özgülenen yedek akçelerin ve diğer malların şirketten ayrılması suretiyle bir vakıf veya kooperatif kurulması zorunludur. Vakıf senedinde, vakıf malvarlığının şirkete karşı bir alacaktan ibaret olacağı da öngörülebilir.
• Şirketin bu amaca özgülediği yedek akçeden başka, yöneticilerden, çalışanlardan ve işçilerden aidat alınmışsa, iş ilişkisinin sonunda, vakıf senedine göre yapılan ayrımdan yararlanamadıkları takdirde çalışanlara ve işçilere ödedikleri tutarlar ödeme tarihinden itibaren kanuni faiziyle birlikte geri verilir.
• Türk Medeni Kanununun 110. maddesinde bu tür vakıflarla ilgili detaylı bir düzenleme vardır. Buna göre:
1. Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakıflarının yöneticileri, yararlananlara, vakfın örgütü, işleyişi ve malî durumu hakkında gerekli bilgiyi vermekle yükümlüdürler.
2. Vakfa ödenti veren çalıştırılanlar ve işçiler en az yapmış oldukları ödeme oranında yönetime katılırlar ve temsilcilerini olabildiğince kendi aralarından seçerler.
3. Vakfın malvarlığının çalıştırılanların ve işçilerin yapacakları ödemelerle sağlanacak bölümünün işverene karşı vakfın bir alacağından ibaret olması, ancak bu alacak için yeterli güvence sağlanmış olmasına bağlıdır.
4. Yararlananların, vakfın edimlerinin yerine getirilmesini dava yoluyla isteyebilmelerinin koşulu ödenti vermiş olmalarına veya vakfı düzenleyen hükümlerin kendilerine bu hakkı tanımış olmasına bağlıdır.
5. Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakıflarında yararlananların yönetime katılmaları ve vakıftan yararlanma koşulları ile ilgili hükümlerde yapılacak değişiklikler, vakıf senedine göre buna yetkili organın istemi üzerine, denetim makamının (Vakıflar Genel Müdürlüğü) yazılı görüşü alındıktan sonra yerleşim yeri mahkemesi tarafından karara bağlanır.
- Vakıf, bir mal topluluğu olduğu için, örgütlenmesi kişi topluluğu olan dernekten farklıdır.
- Derneklerde kişi unsuru ön planda olduğu için üyelik sistemi ve üyelerden oluşan bir genel kurulun varlığı önemlidir. Bu nedenle derneklerde genel kurul zorunlu bir organdır. Vakıf ise mal topluluğu olduğu için kişiler bir unsur değildir. Her ne kadar uygulama farklı olsa da, esasen vakfa üyelik, vakfın hukuki yapısına uygun değildir.
- Vakıflarda önemli olan belirli bir amacı gerçekleştirmeye yönelik malvarlığının tahsisi ve malvarlığını bu yönde yönetecek bir organın varlığıdır.
- Tüm bu nedenlerle derneğin zorunlu organları genel kurul, yönetim kurulu ve denetim kurulu iken vakfın tek zorunlu organı “yönetim organıdır” (TMK m. 109). Diğer organlar ihtiyaca göre yer verilebilecek seçimlik organlardır.
- Anayasanın 33. maddesi gereğince vakıflarla ilgili mevzuatta bu konuda bir hüküm bulunmadığından derneklere ilişkin mevzuat kıyasen uygulanabilecektir. Bununla birlikte, derneklere ilişkin mevzuat hükümleri kıyasen vakıflara uygulanırken dikkat edilmeli, dernekler ve vakıflar arasındaki temel yapısal fark unutulmamalıdır. Dernek bir kişi topluluğu iken vakıf bir mal topluluğudur, kişi öğesi vakıfta silikleşir. Bu temel fark nedeniyle derneklere ilişkin tüm hükümlerin kıyasen vakıflara uygulanması şeklindeki yaklaşımın her zaman doğru sonuçlara yol açmayabileceği gözetilmelidir. TMK.m.117’de yer alan derneklerin uluslararası faaliyette bulunmalarına ve üst kuruluş kurmalarına ilişkin hükümlerin kıyas yolu ile vakıflar hakkında da uygulanacağı şeklindeki sınırlı atfa ilişkin düzenleme de kanımızca bu yorumu beslemektedir.
- Yargıtay uygulamasında vakıflardaki işleyişe ilişkin uyuşmazlıklara Dernekler mevzuatı kıyasen uygulanmaktadır. Özellikle vakıf mevzuatında açık düzenleme olmayan vekaleten oy kullanma ve genel kurul kararlarının iptali ile ilgili TMK’nın 69. maddesinin ve 83. maddesinin vakıfların toplantıların geçerliliğine ilişkin kıyasen uygulanması kabul edilmektedir. Yargıtay bu nedenle vakfın zorunlu olan yönetim organında vekaleten oy kullanılamayacağını ve ilgili davada en yetkili karar organı kurucular kurulu olduğu halde yönetim kurulu kararına karşı kurucular kuruluna başvurmadan yönetim kurulu kararına karşı doğrudan yargı yoluna başvurulamayacağını kabul etmektedir.(Y. 18. HD., E. 2016/8502 K. 2016/9134 T. 7.6.2016).
- Vakfın zorunlu organı olan yönetim organı yoksa vakfın fiil, eylem ehliyeti bulunmaz. Dolayısı ile vakıflarda yönetim organı olmazsa olmazdır.
- Yönetim organı hem karar hem de icra organıdır.
- Vakfın bir yönetim organının bulunması zorunludur. Vakfeden, vakıf senedinde gerekli gördüğü başka organları da gösterebilir (TMK m.109). TMK bu düzenlemesi ile vakıflara örgütlenme şekli bakımından çok önemli bir alan açmış durumdadır. Vakıflarda Genel Kurul, (bazı durumlarda) Mütevelli Heyeti, Danışma Kurulu vb. isimler altında kurulabilecek tüm organlar ihtiyari organlardır. Vakıf kendi yönetim organını kuruluş amacı ve öngördüğü işleyişi doğrultusunda dilediği gibi oluşturmak olanağına yasal olarak sahiptir. Vakfın örgütlenme ve yönetim şekli düzenlenirken yasal düzenlemenin tanıdığı bu önemli olanağın değerlendirilmesinde büyük yarar bulunmaktadır. Özellikle kuruluş aşamasında tüzel kişiliği amaca taşıyacak en elverişli örgütlenme yapısını oluşturma konusunda titiz davranan vakıflar, hayatlarına çok daha sağlam ve kolay devam etme yönünde önemli bir olanak sağlamış olurlar. Kendine özgü örgütlenme ve yönetim şekli oluşturmanın bir vakfın kilit taşı olacağını söylemek abartı olmayacaktır. Vakfın mal ve derneğin kişi topluluğu olması dışında vakıf- dernek oluşumunun temel farkı bu noktada düğümlenmektedir. Uygulamada; vakıflar derneklerdeki genel kurul, yönetim kurulu, denetim kurulu gibi yapılara benzer şekilde mütevelliler heyeti, yönetim kurulu ve denetim kurulu şeklinde örgütlenmekte ise de bunun vakıflar bakımından yasal zorunluluk nedeniyle değil, derneklerden gelen yaygın uygulamanın etkisiyle olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Elbette vakfın işleyişi bakımından işlev göreceği veya devamlılığı için bir kaynak olacağı düşünülüyorsa mütevelli heyeti ve diğer organların da öngörülmesinde büyük fayda vardır.
- Vakıf senetlerinde mütevelliler heyetinin vakfın en yüksek karar ve icra organı olarak belirlendiği durumda mütevelli heyeti yönetim organı olur.
- Vakıfların yönetim organı vakıf senedine göre oluşturulur ve bu vakıfların yönetim organlarında görev alanların çoğunluğunun, Türkiye’de yerleşik bulunması gerekir (VK m. 6/V).
- Vakıfların organlarında ölüm, istifa ya da herhangi bir nedenle eksilme olduğu takdirde; vakıf senedindeki hükümlere göre, hüküm bulunmaması halinde vakıf senedi değişikliğine yetkili organın, bunun bulunmaması halinde ise icraya yetkili organın kararı ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün görüşü alınarak mahkeme tarafından yenisi seçilir (VK m. 8).
- Vakıf yöneticileri, vakfın yönetim kuruluna veya yönetim organı olarak belirlenen organa seçilmiş kişilerdir.
- Vakıf yöneticileri; vakfın amacına ve yürürlükteki mevzuata uymak zorundadır (VK m. 10). Uymamaları halinde idari para cezaları ve diğer yasal yaptırımlara muhatap olabilirler.
- Vakıflarda; hırsızlık, nitelikli hırsızlık, yağma, nitelikli yağma, dolandırıcılık, nitelikli dolandırıcılık, zimmet, rüşvet, sahtecilik, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, güveni kötüye kullanma, kaçakçılık suçları ile devletin güvenliğine karşı işlenen suçların birinden mahkûm olanlar yönetici olamazlar (VK m. 9).
- Vakıf yöneticisi seçildikten sonra yukarıdaki suçlardan mahkûm olanların yöneticiliği sona erer (VK m. 9).
- Vakıf yöneticileri mahkeme kararı olmaksızın görevlerinden uzaklaştırılamazlar (VK m. 10).
- Aşağıdaki durumlarda vakıf yöneticileri, Vakıflar Meclisinin vereceği karara dayalı olarak denetim makamının (Vakıflar Genel Müdürlüğü) başvurusu üzerine vakfın yerleşim yeri asliye hukuk mahkemesi tarafından görevlerinden alınabilir:
- Vakfın amacına ve yürürlükte mevzuata uymayan,
- Vakfın amacı doğrultusunda faaliyette bulunmayan,
- Vakfın mallarını ve gelirlerini amaçlarına uygun olarak kullanmayan,
- Ağır ihmal ve kasıtlı fiilleriyle vakfı zarara uğratan,
- Denetim Makamınca tespit edilen noksanlık ve yanlışlıkları verilen süre içerisinde tamamlamayan, düzeltmeyen veya aykırı işlemlere devam eden,
- Medeni hakları kullanma ehliyetini kaybeden veya görevini sürekli olarak yapmasına engel teşkil edecek hastalığa veya maluliyete yakalanan vakıf yöneticileri.
- Telafisi imkânsız sonuçlar doğurabilecek hallerde dava sonuçlanıncaya kadar, Meclis kararı üzerine denetim makamı (Vakıflar Genel Müdürlüğü) tarafından vakıf yönetiminin geçici olarak görevden uzaklaştırılması ve kayyumca yönetilmesi ihtiyati tedbir olarak mahkemeden talep edilir. Görevinden alınan vakıf yöneticileri meclis üyesi olamaz ve beş yıl süreyle aynı vakfın yönetim ve denetim organında görev alamazlar.
- Ağır ihmal ve kasıtlı fiilleriyle vakfı zarara uğratan veya medeni hakları kullanma ehliyetini kaybeden veya görevini sürekli olarak yapmasına engel teşkil edecek hastalığa veya maluliyete yakalanan vakıf yöneticileri bu nedenlerle görevlerinden alınmışsa ve onlar aynı zamanda başka bir vakfın yöneticisi ise o görevinden de alınmış sayılır ve beş yıl süreyle hiçbir vakfın yönetim ve denetim organında görev alamazlar.
- 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanunun 2. maddesinde belirtilen ilkelere aykırı hareket eden vakıf yöneticileri hakkında da görevden alma işlemi uygulanır.
- Vakıf yöneticilerinin vakfın amacına ve yürürlükteki mevzuata uymak zorunda bulunduğu ve yukarıda düzenlenen görevden alınma (VK m.10) durumlarında hukuki ve cezai sorumluluklarının doğacağı açıktır.
- Vakıf yönetiminde yer alan kişiler ile vakıf çalışanları kusurlu fiilleri nedeniyle vakfa verdikleri zararlardan sorumludurlar (VK m. 10).
- Genel Müdürlük tarafından yapılan tebligata rağmen, bu Kanun uyarınca istenen beyanname, bilgi ve belgeleri zamanında vermeyen, organların vakfiye veya vakıf senedine aykırı olarak toplanmasına sebebiyet veren veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan vakıf yönetimine Genel Müdürlük tarafından idarî para cezası verilir. İdarî para cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümlerine göre kanun yoluna başvurulabilir (VK m.11). İdari para cezalarının ilgili yönetici gerçek kişiye ait olduğuna ve Vakıf bütçesinden ödenemeyeceği dikkate alınmalıdır.
- 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu (ve Yönetmeliği) kapsamında vakıfların yönetim organlarında görev alanların mal bildiriminde bulunmaları da gerekli olup aksi durum yasal yaptırıma tabidir.
- 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanunun 2. maddesinde belirtilen ilkelere aykırı hareket eden vakıf yöneticileri, eylemleri başka bir suç oluşturmadığı takdirde, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (5072 sayılı Kanun m.3).
- Kişiler, kasten işlemiş oldukları suçtan dolayı hapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak; “… d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan, yoksun bırakılır” (TCK m.53).
- Uygulamada vakıf yöneticilerinin zaman zaman hizmet nedeni ile güveni kötüye kullanma, hırsızlık, resmî belgede sahtecilik, zimmet, nitelikli dolandırıcılık, muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenlemek gibi suçlara muhatap olmasına rastlanmaktadır. Konusu suç teşkil eden eylemlerin, vakıf yöneticilerini de kapsamında tuttuğu dikkate alınmalıdır.
- Vakıflar Kanununun 9. maddesine göre vakıf yöneticisi, hırsızlık, nitelikli hırsızlık, yağma, nitelikli yağma, dolandırıcılık, nitelikli dolandırıcılık, zimmet, rüşvet, sahtecilik, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, güveni kötüye kullanma, kaçakçılık suçları ile devletin güvenliğine karşı işlenen suçların birinden mahkûm olurlarsa yöneticilikleri sona erer.
- Vakıf yöneticilerinin suç teşkil eden fiillerinin vakfa olan etkisi Kabahatler Kanununda da düzenlenmiştir.
- “Organ veya temsilcinin davranışından dolayı sorumluluk” başlığını taşıyan Kabahatler Kanununun 8/I. maddesine göre: “Organ veya temsilcilik görevi yapan ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin bu görevi kapsamında işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı tüzel kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanabilir”.
- “Tüzel Kişilerin Sorumluluğu” başlığını taşıyan Kabahatler Kanununun 43/A maddesine göre ise daha ağır idarî para cezasını gerektiren bir kabahat oluşturmadığı hallerde, bir özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcisi ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte bu tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişi tarafından çeşitli hükümlerde düzenlenen suçların tüzel kişinin yararına olarak işlenmesi halinde, ayrıca bu tüzel kişiye de idarî para cezası verilir.
- Yukarıdaki hüküm vakıf yöneticisinin aşağıdaki suçları işlemesi hâlinde de uygulanır.
- 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun, 157. ve 158. Maddelerinde tanımlanan dolandırıcılık suçu; 235. maddesinde tanımlanan ihaleye fesat karıştırma suçu; 236. maddesinde tanımlanan edimin ifasına fesat karıştırma suçu; 252. maddesinde tanımlanan rüşvet suçu; 282. maddesinde tanımlanan suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu
- 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160. maddesinde tanımlanan zimmet suçu
- 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan kaçakçılık suçları
- 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 8. maddesinde tanımlanan terörün finansmanı suçu
- Kabahatler Kanununun 43/A kapsamında idari para cezasına karar vermeye, birinci fıkrada sayılan suçlardan dolayı yargılama yapmakla görevli mahkeme yetkilidir.
- Vakıf senedinde yer alan vakfedenin iradesi, diğer tüm konular gibi vakıf yönetimi için de belirleyicidir. Yönetim değişikliği, Vakıf senedinde yer alan yönetim organında değişiklik yapılmasına ilişkin hükümlere uygun olarak gerçekleştirilir. Vakıf senedinde yer alan bu hükümlerin değiştirilmesi ancak haklı sebeplerin varlığı halinde mahkeme kararı ile senedin değiştirilmesi yoluyla mümkün olabilir.
- Haklı sebepler varsa mahkeme, vakfın yönetim organı veya denetim makamının (Vakıflar Genel Müdürlüğü) istemi üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra vakfın örgütünü, yönetimini ve işleyişini değiştirebilir.
- Mahkeme, Vakıflar Genel Müdürlüğünün başvurusu üzerine, duruşma yaparak yöneticileri görevden alabilir ve vakıf senedinde başka bir hüküm yoksa yenisini seçebilir (TMK m. 112).
Yeni vakıfların organlarında ölüm, istifa ya da herhangi bir nedenle eksilme olduğu takdirde; vakıf senedindeki hükümlere göre, hüküm bulunmaması halinde vakıf senedi değişikliğine yetkili organın, bunun da bulunmaması halinde ise icraya yetkili organın kararı ve Vakıflar Genel Müdürlüğünün görüşü alınarak mahkemece yenisi seçilir (VK m. 8).
- Vakfeden, vakıf senedinde gerekli gördüğü başka organları da gösterebilir (TMK m.109).
- Vakıf senedinde vakfın zorunlu organı olan yönetim organı dışında seçimlik organlar öngörülebilir. Örneğin genellikle vakfın en yüksek karar ve yönetim organı olarak düzenlenen yönetim kurulu dışında bir mütevelli heyeti öngörülebilir. Bazı vakıflarda ise vakfın yönetim organı mütevelli heyetidir.
- Uygulamada vakfın seçimlik organları olarak genel kurul, mütevelli heyeti, denetim kurulu, danışma kurulu, onur kurulu gibi organlara rastlanmaktadır.
- Anayasa Mahkemesi 2008 yılında TMK m. 101’de yer alan “vakıflarda üyelik olmaz” hükmünü iptal etmiştir. Bu kararla birlikte vakıflarda üyelik ve üyelik hak ve yükümlülükleri ile ilgili Vakıf Senedinde hüküm bulunması mümkün hâle gelmiştir.
- Her ne kadar Anayasa Mahkemesi ilgili hükmü iptal etmiş olsa da, esasen vakıflarda üyelik, vakfın hukuki yapısına uygun değildir. Vakıflarda üyelik söz konusu olabilmekteyse de bunun dernek oluşumundaki ile eşdeğer bir üyelik olarak ele alınması kurumun doğası ile bağdaşmayacaktır. Burada üyelik daha ziyade –varsa mütevelli heyet gibi organlara üyelik olarak kendini gösterecektir. Uygulamada denetim makamı (Vakıflar Genel Müdürlüğü) da senetlerinde üyelikle ilgili hüküm bulunan vakıfların üye alımı yapabileceklerini kabul etmektedir (Genelge 2016/1,18.01.2016, m. B/2).
- TMK’da veya Vakıflar Mevzuatında üyeliğin kazanılması veya sona ermesi ile ilgili hükümler bulunmamaktadır. Bu nedenle Anayasa’nın 33. maddesi gereğince vakıflarla ilgili mevzuatta bu konuda bir hüküm bulunmadığından derneklere ilişkin mevzuat kıyasen uygulanabilecektir. Yapılacak kıyasın tüm düzenlemelerin aynen uygulanması yerine vakfın doğasına uygun şekilde özenli yapılması önem kazanacaktır. Ne TMK’ya üyeliği engelleyici düzenleme konması ne de bunun kaldırılmış olması, işin özünü değiştirici nitelikte olmayıp asıl olan üyeliğin daha ziyade organ üyeliği olarak gereklilik kapsamında hayat bulmasıdır.
- Vakıf senedinde üyeliğe kabul ve üyelikten çıkartılma ile ilgili hüküm getirilmesinde fayda vardır. Vakıf senedinde hüküm olmaması durumunda vakfa üye alınması mümkün olmayacaktır. Vakıf senetlerinde 01/01/2002 tarihinden önce üyelikle ilgili hüküm bulunan ancak TMK’nın “vakıflarda üyelik olmaz” hükmü nedeniyle senetlerinden üyelik hükümlerini çıkaran vakıfların, senet değişikliği yapmak sureti ile üye alması kabul edilmekte, bunun dışında senetlerinde üyelik bulunmayan vakıflara üye alma imkânı tanınmamaktadır.
- Üyelikten çıkarılma ile ilgili kıyasen vakıflarda da uygulanabilecek hüküm Türk Medeni Kanununun 67. maddesidir. Esasen dernekler mevzuatında yer alan ve dernekler için geçerli bu hükme göre: “(1) Tüzükte üyelerin çıkarılma sebepleri gösterilebilir. (2) Tüzükte çıkarma sebepleri gösterilmişse, çıkarma kararına bu sebeplerin haklı sayılamayacağı iddiasıyla itiraz edilemez. (3) Tüzükte çıkarma düzenlenmemişse üye, ancak haklı sebeple çıkarılabilir. Bu çıkarma kararına, haklı sebep bulunmadığı ileri sürülerek itiraz edilebilir”.
- Vakıf senedinde üyelikten çıkartılma ile ilgili hüküm varsa, bu hüküm uyarınca üyelikten çıkartılabilir. Vakıf senedinde üyelikten çıkarılma ile hüküm yoksa Türk Medeni Kanununun derneklerle ilgili hükümlerine bakmak gerekir. Vakıf senedinden üyelikten çıkartılma ile ilgili bir hüküm yoksa üye ancak haklı sebeple çıkartılabilir.
- Derneklere ilişkin Türk Medeni Kanunun 67. maddesi (III)’e göre kıyasen uygulanması suretiyle üye haklı sebeple çıkarılabilir. Aidat borcunu uzun süreden beri ödememe, vakfın işlerine ve işleyişine ilgisiz kalma, vakfın amacını gerçekleştirmesi için gerekli faaliyetlere katılmama üyelikten çıkarılma için haklı neden oluşturur.
- Yargıtay’ın da vakıfta üyelikten çıkartılmaya ilişkin benzer yönde bir uygulaması bulunmaktadır. Yargıtay’a göre de vakıflar mevzuatında mütevelli heyet üyesinin görevden alınması (mütevelli heyet üyeliğinin sona erdirilmesi) konusunda açık bir hüküm bulunmadığından, Anayasa’nın 33. maddesinin yollaması ile Türk Medeni Kanunun derneklerle ilgili maddeleri göz önünde tutulup mütevelli heyetin (genel kurulun) seçtiği bir mütevelli heyet üyesini haklı nedenlerin varlığı halinde yöntemince yapacağı toplantıda alacağı bir kararla mütevelli heyet üyeliğine son verilebileceği kabul edilmektedir (Yargıtay 18. HD. E. 2008/4742 K. 2008/13076 T. 23.12.2008).
- Vakıf senedinde yer alması koşuluyla vakıf üyelerinden aidat alınabilir.
- Vakıf Resmi Senedine de aidat borcunun ödenmemesinin üyelikten çıkarılma için neden oluşturduğuna ve bildirimin ne şekilde yapılacağına ilişkin bir hüküm eklenmesi gerekmektedir..
- Vakıf senedini değiştirmek mümkündür ancak vakfedenin iradesi esas olduğu için bu değişiklik sıkı şekil şartlarına ve mahkeme kararına bağlanmıştır.
- Vakıf senedinde yer alan vakfedenin iradesi diğer tüm konular için belirleyicidir. Bu iradenin değiştirilmesi için vakıf senedi değişikliği yapılması gerekir. Vakıf yöneticilerinin vakıf senedini kendiliğinden değiştirmeleri mümkün değildir. Mahkemeye başvuru şarttır. Vakıf senedi değişikliği ancak mahkeme kararıyla ve kanunda yer alan hâllerde mümkün olabilir.
- Hangi hâllerde vakıf senedi değişikliği yapılabileceği Türk Medeni Kanunu’nda öngörülmüştür. Buna göre:
- Haklı sebepler varsa mahkeme, vakfın yönetim organı veya denetim makamının (Vakıflar Genel Müdürlüğü) istemi üzerine diğerinin (yönetim organı istiyorsa denetim organının, denetim organı istiyorsa yönetim organının) yazılı görüşünü aldıktan sonra vakfın örgütünü, yönetimini ve işleyişini değiştirebilir (TMK m. 112).
- Durum ve koşullardaki değişmeler yüzünden vakıf senedinde yazılı amaca bağlı kalınması vakfedenin arzusuna açıkça uymayacak hâle gelmiş ise mahkeme, vakfın yönetim organı veya denetim makamının (Vakıflar Genel Müdürlüğü) başvurusu üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra vakfın amacını değiştirebilir. Amacın gerçekleşmesini önemli ölçüde güçleştiren veya engelleyen koşulların ve yükümlülüklerin kaldırılmasında veya değiştirilmesinde de aynı hüküm uygulanır. Amaca özgülenen mal ve hakların daha yararlı olanları ile değiştirilmesini veya paraya çevrilmesini haklı kılan sebepler varsa mahkeme, vakfın yönetim organı veya denetim makamının (Vakıflar Genel Müdürlüğü) başvurusu üzerine diğerinin yazılı görüşünü aldıktan sonra gerekli değişikliğe izin verebilir (TMK m. 113).
- Bu hâller dışında kalan konularda vakıf senedinde değişiklik yapılmak istendiğinde nasıl hareket edileceğine ilişkin mevzuatta bir hüküm bulunmamaktadır. Bununla birlikte mahkemeler haklı sebebin varlığı hâlinde diğer değişiklikleri de mümkün görmektedir. Özellikle vakfedenin iradesini yansıttığı ve işleyişi kolaylaştıran değişiklikler, gerekçelendirilmek kaydıyla kabul edilmektedir.
- Yargıtay uygulamasında vakıf senedi değişikliği istemlerinde, asıl olanın kurucu iradenin varlığı olduğuna vurgu yapıldığı, çok önemli bir sebep bulunmadığı takdirde vakıf senedinin olduğu gibi korunması yani vakfedenin arzusuna ve iradesine aykırı düşecek şekilde değişiklik yapılmaması gerektiği kabul edilmektedir. Eğer durum ve şartlardaki gelişmeler vakıf senedindeki değişikliği zorunlu hale getiriyor ise ancak o zaman vakfedenin amacına ve iradesine açıkça ters düşmeyecek şekilde değişiklik mümkündür. Amacın gerçekleşmesini önemli ölçüde güçleştiren veya engelleyen şartların ve yükümlülüklerin kaldırılmasında veya değiştirilmesinde de aynı ilkeler geçerlidir. Vakfın adı, amacı ve merkezine ilişkin yapılan değişiklikler vakfın kuruluş senedine ve kurucu iradeye aykırı ise ve değişiklik yapılması için inandırıcı ve makul herhangi bir gerekçe de gösterilmediğinde vakıf senedinde yapılmak istenen değişikliğin tesciline ilişkin istemler uygun bulunmamaktadır (Y.8. HD., E. 2018/684 K. 2018/1682 T. 6.2.2018; Y. 8. HD., E. 2017/206 K. 2017/9631 T. 22.6.2017; 8. HD., E. 2018/12461 K. 2018/16893 T. 8.10.2018).
- Vakıfların, vakıf senedindeki hükümleri yerine getirip getirmedikleri, vakıf mallarını amaca uygun biçimde yönetip yönetmedikleri ve vakıf gelirlerini amaca uygun olarak harcayıp harcamadıkları Vakıflar Genel Müdürlüğü ve üst kuruluşları tarafından denetlenir. Vakıfların üst kuruluşları tarafından denetimi özel kanun hükümlerine tabidir (TMK m. 111).
- Vakıflarda iç denetim esastır. Vakıf; organları tarafından denetlenebileceği gibi, bağımsız denetim kuruluşlarına da denetim yaptırabilir. Vakıf yöneticileri, en az yılda bir defa yapılacak iç denetim raporları ile sonuçlarını, rapor tarihini takip eden iki ay içerisinde Genel Müdürlüğe bildirir. Vakıfların amaca ve yasalara uygunluk denetimi ile iktisadî işletmelerinin faaliyet ve mevzuata uygunluk denetimi Genel Müdürlük tarafından yapılır (VK m. 33).
- Vakfın denetim makamı Vakıflar Genel Müdürlüğü’dür.
- Malvarlığının tahsis edildiği amacın vakıf tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği de denetime tabidir.
- Vakıf yöneticileri, yıl sonundan itibaren altı ay içerisinde yapılacak iç denetim rapor ve sonuçlarını, rapor tarihini takip eden iki ay içerisinde ilgili bölge müdürlüğüne göndermekle yükümlüdürler.
- Yeni vakıflar şube ve temsilciliklerini de denetleyerek her yıl verecekleri raporlarda bu alt birimlerle ilgili bilgilere yer verirler.
- Vakıfların, şube ve temsilciliklerinin amaca ve yasalara uygunluk denetimi ile iktisadî işletme ve iştiraklerinin faaliyet ve mevzuata uygunluk denetimi Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılır.
- Vakıflarda iç denetim esas olup iç denetim, vakıf faaliyetlerinin mevzuata ve vakfın stratejik planına uygun olarak yürütülmesini; kaynakların etkili, ekonomik ve verimli kullanılmasını; bilgilerin güvenilirliğini, bütünlüğünü ve zamanında elde edilebilirliğini sağlamayı amaçlar.
- İç denetim vakfın risk yönetim ve kontrol süreçlerinin etkinliğini değerlendirerek sistemli ve disiplinli bir yaklaşımla vakfın amaçlarına ulaşmasına yardımcı olur (VY m. 41).
- Vakfın tüm iş ve işlemleri iç denetim kapsamındadır. İç denetim faaliyeti;
- Vakfın vakıf senedinde yazılı şartlara ve yürürlükteki mevzuata uygun yönetilip yönetilmediği,
- Vakfın mallarının ve gelirlerinin vakıf senedinde belirtilen şartlara uygun bir şekilde etkin ve verimli olarak kullanılıp kullanılmadığı,
- İşletme ve iştiraklere sahip olan vakıflarda bu işletme ve iştiraklerin sınai, iktisadi ve ticari esas ve gereklere uygun tarzda idare edilip edilmedikleri, rasyonel bir şekilde işletilip işletilmedikleri,
- Vakfın denetime tabi tüm birimlerinin işlem, hesap ve mali tablolarının genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri ile Genel Müdürlükçe belirlenen usul ve esaslara uygun olup olmadığı, hususları dikkate alınarak defter, kayıt ve belgeleri üzerinden ve gerektiğinde işlem yapılan üçüncü şahıslarla hesap mutabakatı sağlanarak yürütülür (VY m. 42).
- Vakıf senetlerinde denetim organına yer veren vakıflarda iç denetim bizzat bu organları eliyle yapılabileceği gibi bağımsız denetim kuruluşlarına da yaptırılabilir (VY m. 43).
- Şube ve temsilciliklerce yürütülen faaliyetlerden vakıf yönetimi ile birlikte şube yönetimi ve temsilci de sorumludur.
- Şube ve temsilciliklerin denetimi sonucunda; vakıf amacının gerçekleştirilmesine yeterince katkı sağlamadığı, vakıf senedine aykırı işlem yaptığı tespit edilenler ile beyanda bulunulmadan şube ve temsilciliğin faaliyete geçirilmesi halinde şube ve temsilciliğin kapatılması vakıf merkezine bildirilir (VY m. 40).
- Şube, vakıf faaliyetlerinin yürütülebilmesi için yeni vakfa bağlı olarak açılan, tüzel kişiliği olmayan ve bünyesinde organları bulunan alt birimi, Temsilcilik ise vakıf faaliyetlerinin yürütülebilmesi için yeni vakfa bağlı olarak açılan, tüzel kişiliği ve bünyesinde organları bulunmayan alt birimi ifade eder (VK m.3).
- Vakıflar, vakıf senedinde hüküm bulunmak kaydıyla amaçlarını gerçekleştirmek üzere şube, temsilcilik açabilir veya kapatabilirler. Bu nedenle kuruluş aşamasında olası ihtiyaç düşünülerek yurt içinde veya yurt dışında şube ve temsilcilikler açabileceği yönünde vakıf senedine hüküm konması tavsiye edilir. Vakıf yöneticileri, şube, temsilciliği açma veya kapatma tarihinden itibaren bir ay içinde form doldurarak ilgili bölge müdürlüğüne vermek zorundadırlar (VK m. 5).
- Şube ve temsilciliklerde görev alan yöneticilerin, Vakıflar Kanunu’nun 9. maddesinde belirtilen suçlardan mahkûm olmaması ve çoğunluğunun Türkiye’de yerleşik bulunması zorunludur (VY m.17).
- Şube ve temsilcilikler, faaliyetlerini vakıf adına yürütürler ve bulundukları yerde vakfı temsil ederler.
- Şube ve temsilciliklerin çalışma usul ve esasları vakıf merkezince düzenlenir. Şube ve temsilcilikler;
- Vakfın amacına katkı sağlamak üzere vakıf senedine ve mevzuata uygun faaliyette bulunurlar.
- Vakıflar Genel Müdürlüğü ile yazışmalarını merkezleri aracılığıyla yaparlar (VY m.18).
- Vakıflar, mal edinebilirler, malları üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilirler (VK m. 12).
- Vakfa bir malvarlığının bütünü tahsis edilebileceği gibi, gerçekleşmiş ya da gerçekleşeceği anlaşılan her türlü geliri veya ekonomik değeri olan haklar da vakfedilebilir (TMK m. 101/II).
- Taşınır veya taşınmaz mallar, alacak hakları, faiz, kâr payı, kira geliri gibi malvarlığı değerleri vakfedilebilir. Ölüme bağlı tasarruf (örneğin vasiyetname) yoluyla da kişi ölümünden sonra saklı paylı mirasçılarının haklarını zedelememek koşuluyla terekesindeki malvarlığının bütününü veya bir bölümünü vakfedebilir (TMK m. 505).
- Vakfedilen malvarlığı değerinin her durumda vakfın amacını gerçekleştirmeye yeterli olması gerekir. Aksi hâlde vakıf kurulamaz, kurulmuş olan vakfın malvarlığının daha sonradan yetersiz hâle gelmesi durumunda da vakıf kendiliğinden sona erme ve mahkeme kararı ile sicilden silinme tehlikesi ile karşı karşıya kalır (TMK m. 116/I).
- Vakfın amacını gerçekleştirmesi için tahsis edilen mallar arasında taşınmazlar da bulunabilir. Tahsis edilen taşınmazların mülkiyeti vakfın tüzel kişilik kazanması ile vakfa geçer.
- Vakıf tüzel kişilik kazandığı anda özgülenen malların mülkiyeti ve haklar da vakfa geçer. Tescile karar veren mahkeme, vakfedilen taşınmazın vakıf tüzel kişiliği adına tescil edilmesini tapu idaresine bildirir (TMK m. 105). Her ne kadar tescil açıklayıcı olsa da vakıf adına taşınmazların tapuda tescilinin yapılmasında ya da tapu idaresinin işlemi gerçekleştirip gerçekleştirmediğini kontrol etmekte fayda vardır.
- Vakıflara, başlangıçta özgülenen mal ve haklar, vakıf yönetiminin başvurusu üzerine, haklı kılan sebepler varsa, denetim makamının (Vakıflar Genel Müdürlüğü) görüşü alınarak mahkeme kararı ile sonradan iktisap ettikleri mal ve hakları ise bağımsız ekspertiz kuruluşlarınca düzenlenecek rapora dayalı olarak vakıf yetkili organının kararı ile daha yararlı olanları ile değiştirilebilir veya paraya çevrilebilir. Vakıf yöneticileri, iktisap ettikleri veya değiştirdikleri taşınmaz malları tapuya tescil tarihinden itibaren bir ay içerisinde Genel Müdürlüğe bildirirler (VK m. 12).
- Vakfın kuruluşunda mahkeme vakfa özgülenen mal ve hakların korunması için gerekli önlemleri re’sen alır (TMK. m. 102/IV)
- Tescile karar veren mahkeme, vakfedilen taşınmazın vakıf tüzel kişiliği adına tescil edilmesini tapu idaresine bildirir.
- Ölüme bağlı tasarrufla kurulan vakfın miras bırakanın borçlarından sorumluluğu, özgülenen mal ve haklarla sınırlıdır (TMK m. 105).
- Vakıf senedinde açıkça belirtilmesi kaydıyla, vakıflar amaçlarına uygun faaliyetlerini yerine getirmek ve idari masraflarını karşılamak amacıyla gerçek ve tüzel kişilerden bağış alabilirler. Bağışlar ayni ya da nakdi olabilir. Bunun için herhangi bir izne ihtiyaçları bulunmamaktadır.
- Vakıflar kamu yararına uygun olarak, amaçlarını gerçekleştirmek üzere yardım da toplayabilirler; ancak yardım toplama izne bağlı kılınmıştır.J
- Vakıflar, yurt içindeki ve yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlardan ayni ve nakdi bağış ve yardım alabilirler; yurt içi ve yurt dışındaki benzer amaçlı vakıf ve derneklere ayni ve nakdi bağış ve yardımda bulunabilirler (VK m. 25/II, VY m. 35).
- Nakdi yardımların yurt dışından alınması veya yurt dışına yapılması banka aracılığı ile olur ve sonuç bir ay içerisinde bağlı bulunulan Bölge Müdürlüğüne bildirilir. Yurtdışından yardım ve bağış alan veya yurt dışına bağış ve yardım yapan vakıflar Vakıflar Yönetmeliğinin ekinde yer alan formu iki nüsha olarak doldurup bir ay içerisinde ilgili bölge müdürlüğüne vermek zorundadırlar. Bildirim formuna yetkili organın karar örneği, varsa bu konuda düzenlenen protokol, sözleşme ve benzeri belgelerin örnekleri de eklenir. Bildirimin bölge müdürlüğü tarafından onaylı bir örneği ilgili bankaya verilmek üzere başvuru sahibine verilir (VK m. 25/II; VY m. 35). Aynı zamanda VBSY üzerinden de gönderim gereklidir. Süresinde yapılmayan bildirimler için idari para cezaları uygulanmaktadır.
- Vakıflar yetkili makamdan izin almadan yardım toplayamazlar. Ancak, kamu yararına çalışan dernek, kurum ve vakıflardan hangilerinin izin almadan yardım toplayabilecekleri, Cumhurbaşkanınca belirlenip ilan edilir. İzin alınmadan girişilen yardım toplama faaliyetleri güvenlik kuvvetlerince derhal menedilir ve sorumlular hakkında kovuşturma yapılır (YTK m. 6).
- Yasal düzenleme bağış ve yardım konusunda bir tanımlama getirmemiş, yardım toplama şekillerini (makbuzla, belirli yerlere kutu koyarak, bankalarda hesap açtırarak, yardım pulu çıkararak, eşya piyangosu düzenleyerek, kültürel gösteriler ve sergiler yoluyla, spor gösterileri, gezi ve eğlenceler düzenlemek veya bilgileri otomatik ya da elektronik olarak işleme tâbi tutmuş sistemler kullanmak suretiyle) düzenlemiştir (YTK m.5).
- Uygulamada bağış ve yardım arasındaki fark, daha çok yardımın talep üzerine yapılması noktasında belirginleşmektedir. İkisi arasındaki farkı belirlemede gelir getirici faaliyetin niteliği, kapsamı ve yapıldığı yer önem kazanabilmektedir. Vakıfların kendi adreslerinde, bağış makbuzu karşılığında veya vakfın kendi internet sitesi üzerinden bağış kabul edilebilmesi olanaklı bulunurken, organizasyonlar yaparak, ilan veya duyuru ile veya merkezleri dışında gerçekleştirdikleri gelir getirici faaliyetleri yardım toplama faaliyeti olarak kabul edilmekte ve Yardım Toplama Kanunu hükümleri çerçevesinde izne tabi tutulmaktadır. Vakıflara kendi statülerine göre üyeleri ve diğer kişiler tarafından yapılacak bağış ve yardımlarla öz kaynaklarından sağlayacakları gelirler, Kanunun kapsamı dışında tutulmuştur (YTK m.2).
Yardım toplama faaliyeti bir ilin birden fazla ilçesini kapsıyorsa o ilin valisinden, bir ilçenin sınırları içinde ise o ilçenin kaymakamından izin alınır. Yardım toplama faaliyeti birden fazla ili kapsıyorsa yardım toplama faaliyetine girişecek gerçek veya tüzel kişilerin yerleşim yerinin bulunduğu ilin valisinden izin alınır ve izni veren valilik tarafından ilgili valiliklere ve İçişleri Bakanlığına bilgi verilir. Yardım toplama faaliyetleriyle ilgili işlemler İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlükleri tarafından yürütülmektedir (YTK m. 7).
Başvuru dilekçelerinde hangi amaçla ve ne miktarda yardım toplanacağı, yardım toplama faaliyetlerinin sürdürüleceği il ve ilçeler, yardım toplama şekillerinden hangilerinin uygulanacağı, kaç kişi çalıştırılacağı ve yardım toplamada kullanılacak makbuz miktarı belirtilir. Toplanacak yardım miktarını belirlemeye yarayacak keşif özeti, rapor ve benzeri bilgi ve belgeler de müracaat dilekçesine eklenir. Vakıf yönetim organında görevli olanların açık kimlikleri ve adresleri de başvuruda belirtilir. Kamu görevlilerinin çalıştırılmasının düşünülmesi halinde ilgili valilik ve kaymakamlıklardan alınmış izin belgeleri de eklenir. İzin veren makam tarafından gerekli görülecek diğer bilgi ve belgeler daha sonra tamamlattırılır (YTY m.6).
İzin vermeye yetkili makamlar tarafından başvuru üzerine; işin önemi, yardım toplama faaliyetine girişeceklerin yeterlikleri, yapılacak hizmetin amaca ve kamu yararına uygunluğu, yardım toplama faaliyetinin başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ve gerekli görülen diğer konular üzerinde inceleme yapılır.(YTK m. 9).
- Makbuzla,
- Belirli yerlere kutu koyarak,
- Bankalarda hesap açtırarak,
- Yardım pulu çıkararak,
- Eşya piyangosu düzenleyerek,
- Kültürel gösteriler, sergiler, spor gösterileri, gezi ve eğlenceler düzenleyerek,
- Bilgileri otomatik ya da elektronik olarak işleme tâbi tutmuş sistemler kullanmak suretiyle yardım toplanabilir (YTK m. 5).
Yardım toplama süresi bir yılı geçmeyecek şekilde izin veren makam tarafından belirlenir. Ancak, haklı sebeplerin bulunması halinde verilen süre, izin veren makam tarafından en fazla 1 yıl daha uzatılabilir (YTK m. 10)
- Vakıflar; amacını gerçekleştirmeye yardımcı olmak ve vakfa gelir temin etmek amacıyla, Vakıflar Genel Müdürlüğüne bilgi vermek şartıyla iktisadî işletme ve şirket kurabilir, kurulmuş şirketlere ortak olabilirler (VK m.26).
- Şirketler dahil iktisadî işletmelerden elde edilen gelirler vakfın amacından başka bir amaca tahsis edilemez (VK m. 26).
- Vakıflara ait iktisadî işletmelerin kazanç amacı gütmemeleri, faaliyetlerinin kanunla verilmiş görevler arasında bulunması, tüzel kişiliklerinin olmaması, bağımsız muhasebelerinin ve kendilerine ayrılmış sermayelerinin veya iş yerlerinin bulunmaması mükellefiyetlerini etkilemez. Mal veya hizmet bedelinin sadece maliyeti karşılayacak kadar olması, kâr edilmemesi veya kârın kuruluş amaçlarına tahsis edilmesi bunların iktisadî niteliğini değiştirmez (KVK m. 2/6).
- Kurucuların çoğunluğu yabancı uyruklu olan vakıfların kurduğu yahut paylarının yarıdan fazlasına bu nevi vakıfların sahip olduğu şirketlerin mal edinmeleri hakkında aynı vakıfların mal edinmelerini düzenleyen hükümler uygulanır (VK m. 26).
- Ticaret şirketleriyle, amacına varmak için ticari bir işletme işleten vakıflar da tacir sayılırlar. Gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıflar ise, bir ticari işletmeyi ister doğrudan doğruya ister kamu hukuku hükümlerine göre yönetilen ve işletilen bir tüzel kişi eliyle işletsinler, kendileri tacir sayılmazlar (TTK m. 16).
- Ticari işletmeye sahip olan vakfın ticaret unvanı adıdır (TTK m. 44).
- ∙ Vakıflara ait ticari işletmeler de ticaret siciline tescil ettirilir. Tescil başvurusunda müdürlüğe sunulacak belgeler şunlardır (TSY m. 24, m. 55):
- Vakfın unvanı, merkezi, vergi kimlik numarası,
- İşletmeyi temsile yetkili kılınan kişilerin adı ve soyadı, yerleşim yeri,
- Kimlik numarası ile birlikte işletmenin unvanı, sermayesi, merkezi, işletmenin açılış tarihi ve bu tarihteki gerçek faaliyetinin konusu NACE koduyla birlikte açıkça gösterildiği taahhütname veya bu bilgilerin yer verildiği başvuru dilekçesi,
- İşletmeyi temsile yetkili kişilerin noter huzurunda düzenlenmiş, ticaret unvanı altına atılmış imza beyannameleri,
- Vakfın tüzel kişiliğinin devam ettiğini gösteren resmî belge,
- Vakıf senedinin aslı ile birlikte ibraz edilmek kaydıyla bir örneği veya noter onaylı örneği
- Taahhütnamede veya başvuru belgesinde yer almaması halinde vakıf yöneticilerinin bu göreve seçilmelerine ilişkin yetkili organ kararının bir örneği,
- İşletmenin açılmasına ve tesciline ilişkin yetkili organ kararının noter onaylı örneği,
- Vakfın bir ticari işletme kurabilmesinin resmi bir makamın iznine veya onayına bağlı olduğu hallerde, bu izin veya onaya ilişkin belge
- Vakıflara ait ticari işletmelerde aşağıdaki olgular tescil edilir. (TSY m.56):
- Vakfın unvanı ve merkezi
- Vakfın amacı
- Ticaret unvanı
- MERSİS numarası
- İşletmenin merkezi ve açıkça belirtilmiş konusu
- İşletmenin yönetim ve temsili ile görevlendirilmiş kişilerin adı ve soyadı, vatandaşlığı, kimlik numarası, yerleşim yeri, temsil ve imza şekli
- Vakfın yönetimi ve temsili ile görevlendirilmiş kişilerin adı ve soyadı, vatandaşlığı
- Kimlik numarası, yerleşim yeri
- İşletmenin kuruluş kararının tarihi ile varsa sayısı ve hangi organ tarafından verildiği
- Varsa tahsis edilmiş sermaye
- ∙ Tescil edilmiş olgularda meydana gelen her türlü değişiklik de aynı usulle tescil edilir.
- ∙ Vakfa ait ticari işletmenin faaliyetine son verilmesi halinde vakfın yetkili organı tarafından alınmış kararın noter onaylı bir örneği ile işletmeye ait aktif ve pasiflerin sıfırlandığını gösterir yetkililerce imzalanmış beyan müdürlüğe ibraz edilir. Başvuru üzerine işletmenin kaydı silinir. Vakfın tüzel kişiliğinin sona erdiğinin ilgili resmi makam tarafından bildirimi halinde ticari işletmeye ait kayıtlar re’sen silinir (TSY madde 56).
- ∙ Ticari işletme işleten vakıflar tacir sayılacaklarından, tacirlerin tüm hak ve yükümlülüklerine tabi olurlar.
Vakıfların iktisadi işletmeleri denetime tabidir. Vakıfların, iktisadî işletme ve iştiraklerinin faaliyet ve mevzuata uygunluk denetimi Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılır. Genel Müdürlük Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı tarafından vakıfların; iktisadi işletmeleri ile iştiraklerinin iş ve işlemleri ile gerektiğinde vakıflara ait diğer iştiraklerinin iş ve işlemleri denetlenir (VK m. 33, VY m. 39).
- Vakfın faaliyetleri amacı ile sınırlıdır. Vakfın amacı dışında kalan işlemlerin geçersiz olup olmayacağı (ultra vires ilkesi) oldukça tartışmalıdır. Tüzel kişilerin hak ehliyetlerinin amaçları ile sınırlı olduğuna ilişkin görüşler olsa da genel olarak kabul edilen, vakfın amacı dışında kalan bir konuda yapılan hukuki işlemlerin de geçerli olduğudur.
- Vakfın organının vakıf senedinde yer alan amacın dışında bir işlem yapması durumunda ise vakıf bu işlemle bağlı olacaktır. Zira açık hüküm gereği, organlar, hukukî işlemleri ve diğer bütün fiilleriyle tüzel kişiyi borç altına sokarlar (TMK madde 50/II). Vakıf senedi kamuya açık bir belge olmadığı için üçüncü kişilerin vakıf senedindeki hükümleri bilmeleri beklenemez, bu nedenle vakfın organının yetkisini aşıp aşmadığı da iyi niyetli üçüncü kişiler bakımından önem arz etmez, vakıf söz konusu işlemle bağlı olacaktır.
Vakıflar, 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun hükümlerine bağlı kalarak kamu kurum ve kuruluşları ile görev alanlarına giren konularda ortak projeler yürütebilir.
Vakıflar; vakıf senetlerinde yer almak kaydıyla, amaç veya faaliyetleri doğrultusunda, uluslararası faaliyet ve iş birliğinde bulunabilirler, yurt dışında şube ve temsilcilik açabilirler, üst kuruluşlar kurabilirler ve yurt dışında kurulmuş kuruluşlara üye olabilirler (VK m. 25/I).
- Yabancı vakıflar, uluslararası alanda iş birliği yapılmasında yarar görülen hallerde, karşılıklı olmak koşulu ve Dışişleri Bakanlığı’nın görüşü alınmak suretiyle, İçişleri Bakanlığı’nın izniyle Türkiye’de doğrudan faaliyette bulunabilir, temsilcilik kurabilir, şube açabilir, üst kuruluşlar kurabilir, kurulmuş üst kuruluşlara katılabilir veya kurulmuş vakıflarla iş birliği yapabilirler (DK m. 5, DY m.22).
- İş birliği yapma başvurusu, yabancı vakıf adına ülkemizde iş birliği yapılacak vakıf tarafından da gerçekleştirebilir.
- Bu vakıflar, Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kurulan vakıflar hakkında uygulanan mevzuata tabidir.
- Yabancı vakıfların Türkiye’deki faaliyetleriyle ilgili başvuru formu ve ekleri Bakanlık tarafından incelenir ve varsa eksiklikleri tamamlatılır.
- Dışişleri Bakanlığı’nın konu ile ilgili görüşü alındıktan sonra, Bakanlık tarafından gerekli değerlendirme yapılır ve değerlendirmenin olumlu olması halinde, iznin türü, kapsamı ve süresi de kararda belirtilir.
- Temsilcilik ve şube açma, üst kuruluş kurma veya üst kuruluşlara katılma durumlarında izin süresiz verilir. Başvuru sonuçlandıktan sonra, başvuru sahibine ve form ve ekleri ile birlikte de ilgili valiliğe on gün içinde bildirilir.
- Süreli izinler azami beş yıldır; ancak Bakanlık, sürenin yetersiz olması halinde bu süreyi uzatabilir. Süre uzatımı talebi, sürenin dolmasından en az üç ay önce ve gerekçeli bir yazı ile yapılır.
- Faaliyetlerine izin verilen yabancı vakıflar, her yıl sonu itibariyle yaptıkları harcama gerektiren faaliyetleriyle ilgili, Türkiye’de Temsilcilik Açmasına İzin Verilen Yabancı Vakıf, Dernek ve Kar Amacı Gütmeyen Kuruluşların Vereceği Faaliyet Bildiriminin iki nüshasını merkezlerinin bulunduğu yerin valiliğine takip eden yılın Şubat ayı sonuna kadar verirler.
- Türkiye’de doğrudan uluslararası faaliyette bulunmalarına izin verilen yabancı vakıflar ise belirtilen nitelikteki formlarını, her yılın ilk iki ayı içinde, eğer faaliyet bir yıldan az süreli ise faaliyet sonunda, Türkçe olarak Bakanlığa verirler. Ayrıca, bu vakıflar Türkiye’deki her türlü faaliyetlerine ilişkin yazılı ve görsel yayınların ikişer nüshasını Bakanlığa gönderirler (DY m. 21 vd.).
- Vakıflar mevzuatı uyarınca yeni vakıfların beyanname verme ve bildirimde bulunma yükümlülüğü bulunmaktadır.
- Yönetim organı her takvim yılının ilk üç ayı içinde vakfın bir önceki yıla ait malvarlığı durumunu ve çalışmalarını bir rapor hâlinde denetim makamına bildirir ve durumun uygun araçlarla yayımlanmasını sağlar (TMK m. 114).
- Vakıflar, muhasebe kayıtlarını Genel Müdürlük tarafından belirlenecek usul ve esaslar dahilinde tutmak zorundadırlar.
- Tutulacak defter ve kayıtlar ile ilgili usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir. Vakıflar, varlıklarını, ekonomik kural ve riskleri gözetmek suretiyle değerlendirirler.
- Vakıf yönetimi; vakfın yönetici veya yönetim kurulu üyeleri listesini, bir önceki yıla ait faaliyet raporlarını, bütçe ve bilançolarını, gayrimenkullerini, malî tablolarını ve bu tabloların uygun araçlarla yayınlandığına dair belgeyi, işletme ve iştiraklerinin malî tabloları ile yönetmelikle belirlenecek diğer bilgileri içeren beyannameyi her takvim yılının ilk altı ayı içerisinde Genel Müdürlüğe verir.
- Mülhak, cemaat, esnaf vakıfları ile yeni vakıflarda iç denetim esastır. Vakıf; organları tarafından denetlenebileceği gibi, bağımsız denetim kuruluşlarına da denetim yaptırabilir.
- Vakıf yöneticileri, en az yılda bir defa yapılacak iç denetim raporları ile sonuçlarını, rapor tarihini takip eden iki ay içerisinde Genel Müdürlüğe bildirir. Vakıfların amaca ve yasalara uygunluk denetimi ile iktisadî işletmelerinin faaliyet ve mevzuata uygunluk denetimi Genel Müdürlük tarafından yapılır (VK m. 31).
- Vakıflar Kanunu uyarınca istenen beyanname bilgi ve belgeleri zamanında vermeyen, gerçeğe aykırı beyanda bulunan vakıf yönetimine her bir eylem için idari para cezası uygulanır (VK m. 11).
- Belgeler doldurulup sadece Vakıf Bilgi Yönetim Sistemi (VBYS) üzerinden gönderilmelidir.
- Vakıflardan istenen beyanname bilgi ve belgeler şu şekilde sıralanabilir:
- Vakıf Şube/Temsilcilik Açılış /Kapanış Beyannamesi
- Vakfın Her Yıl Vermesi Gerekli Yıllık Beyannamesi
- İç Denetim Raporu
- Yurtdışından Yardım/Bağış Alma Bildirimi
- Yurtdışına Yardım/Bağış Yapma Bildirimi
- Taşınmaz Mal Bildirimi
- İktisadi İşletme veya Şirket Açma/Kapatma Bildirimi
- Vakıf Adres Değişiklik Bildirimi
- Yönetim Organı Üyeleri Değişiklik Bildirimi
- İşletme hesabı esasında; karar defteri, işletme hesabı defteri ile bağış makbuzu kayıt defteri
- Bilanço esasında ise; karar defteri, yevmiye defteri, büyük defter, envanter defteri ile bağış makbuzu kayıt defteri (VY m. 51).
- Vakıflar tarafından tutulması gereken defterler ile kullanılan bağış makbuzları, harcama belgeleri ve diğer belgeler özel kanunlarda belirtilen süreler saklı kalmak üzere, ilgili bulundukları mali yılı takip eden takvim yılından başlayarak 10 yıl süreyle saklanır.
- Vakıflar, kullanacakları bağış makbuzları ile gerekli görülen belgeleri Genel Müdürlükten temin ederler. Temin edilen belgelerin kaybolması veya çalınması halinde bu durum bir tutanak ile tespit edilir ve en kısa sürede ilgili bölge müdürlüğüne ve adli makamlara bildirilir.
- Vakıflar kurumlar vergisine tabi değildir. Vakıfların malvarlıklarının işletilmesinden dolayı elde ettikleri gelirlerin bazıları Gelir Vergisi Kanunu uyarınca kesinti yapılabilecek gelirlerden olabilir.
- Vakıflara ait iktisadi işletmelerin kazançları kurumlar vergisine tabidir (KVK madde 1).
- Vakfın gelirleri, vakfa ait iktisadi işletmenin kazancı olabileceği gibi, bağış ve yardımlar veya diğer gelirler de olabilir.
- Cumhurbaşkanı tarafından vergi muafiyeti tanınan vakıflara yıllık toplamı beyan edilecek gelirin %5’ini (kalkınmada öncelikli yöreler için %10’unu) aşmamak üzere, makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımlar, gelir vergisi matrahının tespitinde, gelir vergisi beyannamesinde bildirilerek indirilebilir (GVK m. 89).
- Kurumlar Vergisi Kanunun 10. maddesine göre kurumlar vergisi matrahının tespitinde; kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, kurum kazancından sırasıyla aşağıdaki indirimler yapılır:
– m. 10/1/c: Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflara makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımların toplamının o yıla ait kurum kazancının %5’ine kadar olan kısmı
– m. 10/1/d: Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflar tarafından yapılan veya Kültür ve Turizm Bakanlığınca desteklenen ya da desteklenmesi uygun görülen;
- Kültür ve sanat faaliyetlerine ilişkin ticari olmayan ulusal veya uluslararası organizasyonların gerçekleştirilmesine,
- Ülkemizin uygarlık birikiminin kültürü, sanatı, tarihi, edebiyatı, mimarîsi ve somut olmayan kültürel mirası ile ilgili veya ülke tanıtımına yönelik kitap, katalog, broşür, film, kaset, CD ve DVD gibi manyetik, elektronik ve bilişim teknolojisi yoluyla üretilenler de dahil olmak üzere görsel, işitsel veya basılı materyallerin hazırlanması, bunlarla ilgili derleme ve araştırmaların yayınlanması, yurt içinde ve yurt dışında dağıtımı ve tanıtımının sağlanmasına,
- Yazma ve nadir eserlerin korunması ve elektronik ortama aktarılması ile bu eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılmasına,
- 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınmaz kültür varlıklarının bakımı, onarımı, yaşatılması, rölöve, restorasyon, restitüsyon projeleri yapılması ve nakil işlerine,
- Kurtarma kazıları, bilimsel kazı çalışmaları ve yüzey araştırmalarına,
- Yurt dışındaki taşınmaz Türk kültür varlıklarının yerinde korunması veya ülkemize ait kültür varlıklarının Türkiye’ye getirilmesi çalışmalarına,
- Kültür envanterinin oluşturulması çalışmalarına,
- Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınır kültür varlıkları ile güzel sanatlar, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki ürün ve eserlerin Kültür ve Turizm Bakanlığı koleksiyonuna kazandırılması ve güvenliklerinin sağlanmasına,
- Somut olmayan kültürel miras, güzel sanatlar, sinema, çağdaş ve geleneksel el sanatları alanlarındaki üretim ve faaliyetler ile bu alanlarda araştırma, eğitim veya uygulama merkezleri, atölye, stüdyo ve film platosu kurulması, bakım ve onarımı, her türlü araç ve teçhizatının tedariki ile film yapımına,
- Kütüphane, müze, sanat galerisi ve kültür merkezi ile sinema, tiyatro, opera, bale ve konser gibi kültür ve sanat faaliyetlerinin sergilendiği tesislerin yapımı, onarımı veya modernizasyon çalışmalarına ilişkin harcamalar ile makbuz karşılığı yapılan bağış ve yardımların %100’ü. Cumhurbaşkanı, bölgeler ve faaliyet türleri itibarıyla bu oranı, yarısına kadar indirmeye veya kanunî seviyesine kadar getirmeye yetkilidir.”
7/8/2003 tarih ve 25192 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 30/7/2003 tarihli ve 4962 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Kanunun 20. maddesi ve Vakıflara Vergi Muafiyeti Tanınması Hakkında Genel Tebliğ uyarınca:
- Gelirlerinin en az üçte ikisini nevi itibarıyla genel, katma ve özel bütçeli idarelerin bütçeleri içinde yer alan bir hizmetin veya hizmetlerin yerine getirilmesini amaç edinmek üzere kurulan vakıflara, Cumhurbaşkanlığı kararıyla vergi muafiyeti tanınabilir.
- Bunların vergi muafiyetinden yararlanması ve muafiyetlerinin kaybedilmesine ilişkin şartlar, usul ve esaslar Maliye Bakanlığı tarafından belirlenir.
- Olağan denetimler sırasında veya yaptırılacak özel denetimler sonucunda vergi muafiyeti tanınmasına ilişkin şartları kaybettikleri tespit edilen vakıfların vergi muafiyetleri, Cumhurbaşkanlığı kararıyla kaldırılabilir.
- Vakıfların, vergi muafiyeti talebinde bulunmadan önce kuruldukları tarihten itibaren en az bir yıl süre ile faaliyette bulunuyor olması ve bu süre içindeki faaliyetleri ile devletin kamu hizmeti yükünü azaltıcı etki sağlamış olmaları gerekmektedir.
- Ancak, mal varlığı ve gelir tutarı başvurunun yapıldığı yıl için geçerli olan hadlerin iki katını aşan vakıfların vergi muafiyetine ilişkin başvurularında asgari bir yıl faaliyette bulunmuş olma şartının yerine asgari altı ay faaliyette bulunma şartı aranır. Bu şekilde yapılacak vergi muafiyeti başvurularının değerlendirilmesinde, asgari altı aylık dönem sürecinde elde edilen gelir tutarının içinde bulunulan yıl için belirlenmiş olan gelir tutarının iki katını aşıp aşmadığı ve gelirin amaçlara harcanma şartının yerine getirilip getirilemediği ile vergi muafiyetinin verilebilmesi için gerekli olan diğer şartların varlığı araştırılır.
- Vergi muafiyeti tanınacak vakfın; sağlık, sosyal yardım, eğitim, bilimsel araştırma ve geliştirme, kültür ve çevre koruma ile ağaçlandırma konularında faaliyette bulunmayı amaç edinmesi ve bu faaliyetlerinin kamuya açık ve devletin kamu hizmeti yükünü azaltıcı etki yapacak düzeyde olması ve belli bir yöre veya belli bir kitleye hizmeti amaç edinmemesi gerekir.
- Bu nedenle vergi muafiyeti başvurusunda bulunmak isteyen vakfın faaliyetlerini lokal düzeyde tutmamaları, kullanılan ifadelerde bu hususa dikkat etmeleri önerilir. (Örneğin “İstanbul’da faaliyet gösterecek olan” ifadesi yerine “Başta İstanbul olmak üzere” ifadesi tercih edilebilir.)
- Vergi muafiyeti tanınacak vakıfların bilanço esasına göre defter tutmaları gerekir.
- Gelirin harcanma şekline ilişkin olarak yıl içinde elde edilen brüt gelirlerin en az üçte ikisinin sağlık, sosyal yardım, eğitim, bilimsel araştırma ve geliştirme, kültür ve çevre koruma ile ağaçlandırma faaliyetlerinden oluşan amaçlara harcanacağının yazılı olması ve son bir yılda veya son iki yılın ortalaması bazında bu koşulu fiilen yerine getirmiş olması ve vergi muafiyetinin devamı süresince de bu şarta uyulması gerekir.
- Vakıfların vergi muafiyetleri taleplerinin Maliye Bakanlığı tarafından ilk değerlendirilmesi yapıldıktan sonra, vakfa vergi muafiyeti tanınıp tanınmayacağı konusunda Vakıflar Genel Müdürlüğünün ve vakıf resmi senedinde amaç edinilen konulara göre ilgili diğer kuruluşların görüşleri alınır.
Vergi muafiyetinden yararlanmak isteyen vakıflar, başvuru yazısının ekinde;
- Vakıf resmi senedi örneği,
- Gelir getirici malvarlığı ve yıllık gelire ilişkin bilgi ve belgeleri,
- Son beş yıl içinde resmi senette yazılı olup amaçlar arasında yer alan sağlık, sosyal yardım, eğitim, bilimsel araştırma ve geliştirme, kültür ve çevre koruma ile ağaçlandırma konuları ile ilgili olarak gösterilen faaliyetleri içeren faaliyet raporu yer alır.
- Vergi muafiyeti tanınan vakıfların yönetimlerince resmi senette değişiklik yapılmasının düşünülmesi halinde, değişiklik gerçekleştirilmeden önce bu konuda Maliye Bakanlığından izin alınması zorunludur.
- Vergi muafiyeti tanınan vakıflarca, dönem sonunda düzenlenecek bilanço ve gelir gider tablosu ile bir yıllık faaliyetlerinin sonuçlarını gösteren kesin bütçelerin birer örneği, yıllık faaliyet raporu ve yeminli mali müşavir tarafından düzenlenmiş tasdik raporu ile birlikte yılın ilk üç ayı içinde Bakanlığa gönderilir. Vakfa ait iktisadi işletme bulunması halinde bunlara ait bilanço ve gelir tablolarının da gönderilmesi zorunludur.
- Vergi muafiyeti tanınan vakıfların, yıllık gelirlerinin en az üçte ikisini elde edildiği yıl içinde amaçlarına harcamaları esastır.
- Vakıflara ait iktisadi işletmelerin kazançları kurumlar vergisine tabidir (KVK m. 1).
- İktisadî kamu kuruluşları ile dernek veya vakıflara ait iktisadî işletmelerin kazanç amacı gütmemeleri, faaliyetlerinin kanunla verilmiş görevler arasında bulunması, tüzel kişiliklerinin olmaması, bağımsız muhasebelerinin ve kendilerine ayrılmış sermayelerinin veya iş yerlerinin bulunmaması mükellefiyetlerini etkilemez. Mal veya hizmet bedelinin sadece maliyeti karşılayacak kadar olması, kâr edilmemesi veya kârın kuruluş amaçlarına tahsis edilmesi bunların iktisadî niteliğini değiştirmez (KVK m. 2/6).
- Kişisel veriler normal kişisel veriler ve özel nitelikli (hassas) kişisel veriler olarak iki kategoriye ayrılmaktadır.
- Özel nitelikli veriler aslen kişisel verilerin daha fazla koruma uygulanan küçük bir grubunu oluşturur ve bunlar veri sahibinin açık rızası olmadıkça işlenemez ve korunmaları daha sıkı güvenlik tedbirlerine tabidir. Bunlar AB Direktiflerinde temel hak ve özgürlükleri ve özel hayatın gizliliğini ihlal edici veriler olarak nitelenmektedir ve ırk, etnik köken, din, ten rengi, siyasi görüş, dini felsefi inanç, sağlık, cinsel yaşam, genetik, biyometrik veriler, sendika üyeliği şeklinde belirlenmiştir. Temelinde kişilerin ayrımcılığa karşı korunması yaklaşımını barındırmakta, öğrenilmeleri halinde veri sahibinin mağduriyete uğramasından endişe edilmektedir.
- KVKK, direktiflerden bir adım öne giderek vakıf üyeliğini de özel nitelikli veri olarak kabul etmiştir. Dolayısı ile kişisel veri koruması bakımından vakıflar daha hassas bir zeminde tutulmuştur. Yine direktiflerde yer alan vakıf, dernek veya siyasi, felsefi dini veya sendikal amaçlı kâr amacı gütmeyen kuruluşların, veri sahiplerinin rızaları olmadan üçüncü kişilere açıklamamaları kaydıyla, düzenli iletişimde oldukları kişileri ve kuruluş mensuplarını ilgilendirmesi koşulu ile ve uygun güvencelerle kişisel verileri işleyebilmesine ilişkin istisna ve bunu içeren yasa tasarısı da kabul görmediğinden, KVKK kapsamında vakıflar bakımından uygulamanın işi daha da zorlaşmıştır.
- Doğrudan vakıfları konu almasa da KVKK istisnaları içinde yer alan (m.28/1/c) kişisel verilerin millî savunmayı, millî güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini, ekonomik güvenliği, özel hayatın gizliliğini veya kişilik haklarını ihlal etmemek ya da suç teşkil etmemek kaydıyla, sanat, tarih, edebiyat veya bilimsel amaçlarla ya da ifade özgürlüğü kapsamında işlenmesi istisnası dışında, yararlanılacak bir olanak düzenlenmiş değildir.
- Dolayısı ile vakıflar da diğer tüm özel hukuk tüzel kişileri gibi veri işleyen veya veri sorumlusu olarak yasal düzenlemenin gereklerini yerine getirmekle, KVKK’ya eksiksiz olarak uyum sağlamakla yükümlüdürler. Bu yükümlülüklerden biri de VERBİS’e kayıt yükümlülüğüdür.
- Yasanın kabulü aşamasında taslaktan çıkarılan istisna hükmü, VERBİS kaydı istisnaları düzenlenirken bir ölçüde dikkate alınmıştır. “Veri Sorumluları Siciline Kayıt Yükümlülüğünden İstisna Tutulacak Veri Sorumluları” ile ilgili Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 02/04/2018 Tarihli ve 2018/32 Sayılı Kararı kapsamında, 5737 sayılı Vakıflar Kanununa göre kurulmuş vakıflardan yalnızca ilgili mevzuat ve amaçlarına uygun, faaliyet alanlarıyla sınırlı ve sadece kendi çalışanlarına, üyelerine, mensuplarına ve bağışçılarına yönelik kişisel veri işleyenler istisna tutulmuştur. Kurul, bu istisnada veri konusu kişi grubunun sınırlı sayma yöntemiyle belirlendiğini belirtmekte birlikte 26/11/2019 tarih ve 2019/353 sayılı kararı ile “bağışçılarına yönelik kişisel veri işleyenler” ifadesinin, “kendisine bağış yapılanları” da kapsadığı ve bu hususun “faaliyet alanlarıyla sınırlı” ifadesine dâhil olarak yorumlanması gerektiğine karar vermiştir. Kurul daha sonra, yaşanan tereddütleri ve kendisine yöneltilen talepleri değerlendirerek 09.05.2020 tarihinde R.G’de yayınlanan 22.04.2020 tarih ve 2020/315 nolu kararı ile VERBİS Kayıt istisnalarında vakıflarla ilgili kısımdan “sınırlı ve sadece kendi çalışanlarına, üyelerine, mensuplarına ve bağışçılarına yönelik kişisel veri işleyenler” ifadesinin çıkarılmasına karar vermiş ve böylelikle “yalnızca ilgili mevzuat ve amaçlarına uygun, faaliyet alanlarıyla sınırlı olmak üzere kişisel veri işleyen Türkiye’de yerleşik dernek, vakıf ve sendikalar” şeklinde daha geniş bir sicil kaydı istisnasına olanak yaratmıştır. VERBİS kaydı bakımından belirtilen istisna dışında vakıfların da diğer özel hukuk kişilerine ilişkin düzenlenen kurallara tabi olduğunu belirtir ve dolayısı ile VERBİS kaydı yükümlülüğünün de söz konusu olabileceğini, bu açıdan vakıfların kendi faaliyetleri özelinde VERBİS kaydı için durumlarını değerlendirmeleri gerekeceğini dikkate sunmak isteriz.
- Vakıf tüzel kişiliği sona erme sebeplerinin gerçekleşmesi ile sona erer. Vakıf senedinde vakfın sona erme nedeni düzenlenmiş ise bu nedenin gerçekleşmesi ile vakıf sona erer. Vakfı kuran kişinin vakfın faaliyetinin süre ile veya belirli bir faaliyetin/amacın gerçekleşmesi ile sınırlamış olması ve vakıf senedine bu yönde bir hüküm koymuş olması mümkündür. Bu sürenin dolmasıyla veya faaliyetin/amacın gerçekleşmesi ve tamamlanmasıyla da vakıf sona erebilir.
- Vakıf ayrıca kendiliğinden de sona erebilir. Kendiliğinden sona erme vakfın amacının gerçekleşmesinin olanaksız hâle geldiği ve değiştirilmesine de olanak bulunmadığı takdirde meydana gelir (TMK m. 116/I). Amacın gerçekleşmesi olanaksız hâle geldiği ve değiştirilmesine de olanak bulunmadığı takdirde, vakıf kendiliğinden sona erer ve mahkeme kararıyla sicilden silinir.
- Yargıtay uygulamasında vakıf, vakıftan yararlanmaları öngörülmüş olanların tamamının ölmüş veya kuruluş amacının gerçekleşmiş olması yahut aciz (ödeme güçsüzlüğü) haline düşmüş bulunması hallerinde de kendiliğinden ortadan kalkmış sayılmaktadır (Y HGK., E. 2012/1929 K. 2013/782 T. 29.5.2013).
- Vakıf ayrıca mahkeme kararı ile de sona erebilir. Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamaz (TMK m. 101/IV). Böylesi bir yasak amaç güttüğü veya yasak faaliyetlerde bulunduğu sonradan anlaşılan veya amacı sonradan yasaklanan vakfın amacının değiştirilmesine olanak bulunmazsa; vakıf, denetim makamının ya da Cumhuriyet savcısının başvurusu üzerine duruşma yapılarak dağıtılır (TMK m 116/II).
Vakıflar TMK 101. madde gereği mal ve hakları belirli ve sürekli bir amaca özgüleyen yapılar olduğundan, iradi olarak vakfı sona erdirme kararı almaları sıradan veya yaygın bir durum değildir. Ancak elbette mevcut mal ve hakların amaca ulaşmada yetersiz hale gelmesi, hukuki ve fiili engeller vakfın faaliyetini sona erdirmeyi gerekli kılabilir. Bu duruma yönelik olarak senette düzenleme olması önem arz edecektir. Bu suretle senet hükmüne uygunluk sağlanarak vakfın sona erdirilmesine hiçbir engel bulunmaz.
- İçişleri Bakanlığı, Anayasa’da öngörülen hâllerde ve belirlenen usullere uygun olarak, denetim makamının da görüşünü almak suretiyle mahkeme tarafından bir karar verilinceye kadar vakfı geçici olarak faaliyetten alıkoyabilir ve derhâl mahkemeye başvurur. Hâkim başvuruyu gecikmeksizin karara bağlar (TMK m. 115).
- Vakfın amacı, Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasa’nın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacına girdiği takdirde Genel Müdürlük tarafından vakfın dağıtılması için yetkili asliye hukuk mahkemesine başvurulur (VY m.20).
- Vakfın yönetim organı veya Genel Müdürlük vakfın amacının gerçekleşmesinin imkânsız hale geldiği kanısına varırsa dilekçe ile mahkemeye başvurarak durumun mahkeme siciline tescilini ister. Mahkeme, gereğine göre Genel Müdürlüğün veya vakfın yönetim organının yazılı düşüncesini alarak vakfın dağılması ve tasfiye kurulu oluşumu istemini karara bağlar ve mahkeme dağılma kararını sicile tescil eder. Sona eren vakfın kişiliği, ehliyeti tasfiye amacıyla sınırlı olmak üzere tasfiye sırasında da devam eder (VY m.19).
- Vakfın sona ermesi Vakıflar Genel Müdürlüğünde tutulan merkezi sicile kaydedilir ve Genel Müdürlük tarafından Resmî Gazetede ilan olunur (VY m. 21).
- Tüzel kişinin malvarlığı, kanunda veya kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça ya da yetkili organı başka türlü karar vermedikçe, en yakın amacı güden kamu kurum veya kuruluşuna geçer. Bu malvarlığı olanak ölçüsünde daha önce özgülendiği amaç için kullanılır. Hukuka veya ahlâka aykırı amaç güttüğü için kişiliği mahkeme kararıyla sona eren tüzel kişinin malvarlığı herhâlde ilgili kamu kuruluşuna geçer (TMK m.54). Dolayısıyla vakfın sona ermesi durumunda vakfın malvarlığı öncelikle vakfın senedinde belirtilen kuruluşa geçer; vakıf senedinde böyle bir hüküm bulunmaması halinde de vakfın malvarlığının hangi kuruluşa geçeceğine yönetim organı karar verir. Böyle bir karar da bulunmuyorsa vakfın malvarlığı mahkeme kararı ile en yakın amacı güden kamu kurum veya kuruluşa tahsis edilir.
- Sona eren yeni vakıfların borçlarının tasfiyesinden arta kalan mal ve haklar; vakıf senedinde yazılı hükümlere göre, senetlerinde özel bir hüküm bulunmayanlarda ise Genel Müdürlüğün ve devredilecek vakfın görüşü alınarak mahkeme kararıyla benzer amaçlı bir vakfa; dağıtılan yeni vakıfların borçlarının tasfiyesinden arta kalan mal ve haklar ise Genel Müdürlüğe intikal eder (VK m. 27, VY m. 22).
- Vakfın malvarlığının tasfiyesi, vakıf senedinde aksine hüküm bulunmadıkça terekenin resmî tasfiyesine ilişkin hükümlere göre yapılır (TMK m. 53). Tasfiye için vakfın malvarlığının aktif ve pasifi tespit edilerek defteri tutulur, mal ve haklar paraya çevrilir, alacaklar tahsil edilir, borçlar ödenir (YHGK., E. 2012/1929 K. 2013/782 T. 29.5.2013).







