Kısıtlılık Kararı ve Kaldırılması
İçindekiler
Kısıtlılık kararının kaldırılması mahkeme tarafından kısıtlılığına karar verilen kişinin kısıtlılığın sona ermesi anlamına gelir. Kısıtlılık kararının kaldırılması sadece mahkeme kararı ile olur. Kısıtlama, kanunda belirtilmiş sebeplerden biri gerçekleştiğinde korunması ve gözetilmeleri gereken kişilerin mahkeme kararıyla kısıtlanmasıdır. Türk Medeni Kanunu’nda sınırlı olarak belirlenmiş sebeplerle, ergin kimseler koruma amacıyla kısıtlanabilirler. Kısıtlama, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı, savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim, özgürlüğü bağlayıcı ceza ve istek üzerine gerçekleşebilir.
Kısıtlama ayrıca vesayeti gerektiren hallerden biridir. altında olmayan küçüklerin ve erginlerin ve koruma altına alınması gereken kişiler için kurulmuş olan bir kurumdur. Hükümlüler, akıl hastaları, savurgan ve bağımlı olan kişiler ve velayet altında olmayan çocukların hak ve menfaatlerinin korunması için vesayet kurumunun varlığı gerekir.
Kısıtlılık Kararı Nedir?
Kanun uyarınca bazı kimselerin korunması veya gözetilmesi gerekli olduğunda mahkeme kanalı ile kişinin kontrolünde olan haklarında kısıtlama kararı alınması söz konusu olur. Kişisel menfaatlerini koruyamayacak durumda olan ergin kişilerin zarar görmemesi, korunup, gözetilmesi gerekli olduğunda mahkemece kısıtlılık kararı verilir. Karar alındığında ise mahkemenin bir vasi tayin ettiği görülür.
Kısıtlılık kararı alınacağı zaman kişi bunu kendisi talep edebileceği gibi bazı nedenlerin varlığı halinde mahkeme karar alabilir. Kanunda yer verilen gerekçeler oluştuğu takdirde kısıtlılık kararı verilir.
Kısıtlılık hali söz konusu olduğunda vesayet makamı da devreye girmektedir. Velayet altında olmayan küçüklerin ve ergin kişilerin kısıtlama sebebi ile koruma altına alınması vesayet ile mümkündür. Kısıtlı bir kişiye vasi tayin edilir. Kısıtlı kişinin fiil ehliyeti mahkemece sonlandırılır.
Kısıtlama Sebepleri
Kısıtlama sebepleri kanunda ayrı ayrı olarak belirtilmiştir. Bu sebeple bir kimsenin kanunda sayılı haller dışında kısıtlanması mümkün değildir. Bu sebepler;
Akıl Hastalığı veya Akıl Zayıflığı Nedeniyle Kısıtlama
Medeni Kanun Madde 405’e göre “akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır.”
Buna göre, bir kişinin akıl hastası olması, o kişinin kesinlikle kısıtlanacağı anlamına gelmemektedir. Kişinin akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle kendi işlerini görememesi, korunması ve bakımı için kendisini sürekli yardım gerekmesi ya da başkaları adına tehlike oluşturması gerekmektedir
Savurganlık, Alkol veya Uyuşturucu Madde Bağımlılığı, Kötü Yaşama Tarzı veya Malvarlığını Kötü Yönetmesi Nedeniyle Kısıtlama
Medeni Kanun Madde 406’da düzenlenmiştir. Kişinin savurganlığı, alkol veya madde bağımlılığı, kötü yaşam veya malvarlığını kötü yönetmesi sebebiyle kişi kısıtlanabilir. Ancak bu sebeplerin varlığının dışında bunun yanında kişinin bu sebeplerden dolayı “kendisini veya ailesini darlık ve yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açması ve bu yüzden sürekli korunmaya ve bakıma muhtaç olması” veya “başkalarının güvenliğini tehdit etmekte olması” gerekmektedir.
Savurganlık, gelir gider dengesini hesaplamadan, ölçüsüzce ve hiçbir faydası olmayan harcamalar yapmaktadır. Tutku derecesine varmış olmalıdır. Kişiyi ya da ailesini bu sebeple sürekli olarak tehlikeye düşürüyor olması gerekmektedir.
Alkol bağımlılığı, alkollü içeceklere aşırı bağımlı olma ve bunu bırakamama anlamına gelmektedir. Kişi alkollü içecekleri, arada sırada içmesinden değil de sürekli olarak ayyaşlık halinde içiyor olması gerekmektedir.
Kötü yaşama tarzı, genel ahlaka aykırı ve toplum düzeni ile bağdaşmayan, düzenin gerektirdiği davranışlarda bulunmamaktadır. Özetlemek gerekirse; kötü, ahlaka ve topluma aykırı bir hayat sürmektir.
Kötü yönetim, bir kimsenin malvarlığı ve malvarlığı ile ilgili mali işlerle yeterince ilgilenmemesidir.
Özgürlüğü Bağlayıcı Ceza Nedeniyle Kısıtlama
Bir yıl ya da daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı ceza alan kimse kısıtlanmaktadır. Cezayı yerine getirmekle görevli mahkeme kendiliğinden durumu ilgili vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür. Özgürlüğü bağlayıcı ceza nedeniyle kısıtlanacak kimsenin, işlerini kendi yürütüp yürütemediğine bakılmaz. Hüküm giymiş olması kısıtlama için yeterlidir.
Kişinin Kendi İsteği Üzerine Kısıtlama
Medeni Kanun Madde 408’e göre kişi “yaşlılığı, sakatlığı, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerinin yerine getiremediğini ispat ettiği takdirde kısıtlanmasını ispatlayabilir” demektedir. Bu sebeple kısıtlanmanın meydana gelebilmesi için kişi bunu kendisi istemelidir. Mahkeme kendiliğinden bu işlemi gerçekleştiremez.
Kısıtlılık Kararının Kaldırılması Süreci ve Başvuru
Kısıtlılık kararının kaldırılması, bir dava veya talep üzerine gerçekleşir.
- Başvuru Hakkı: Kısıtlılık kararının kaldırılması için dava açma veya talepte bulunma hakkı, kısıtlının kendisi, vasisi veya herhangi bir ilgiliye aittir.
- Yetkili Mahkeme: Kısıtlının yerleşim yerindeki Sulh Hukuk Mahkemesi yetkilidir.
- Dilekçe ile Başvuru: Başvuru, bir dilekçe ile Sulh Hukuk Mahkemesi’ne yapılır. Dilekçede, kısıtlılık kararının kaldırılması talebi, bu talebin dayanağı ve ilgili deliller (örneğin sağlık raporu) açıkça belirtilir.
- Mahkeme Süreci: Mahkeme, başvuruyu inceledikten sonra kısıtlının durumunu yeniden değerlendirir. Bu değerlendirme sürecinde, kısıtlının dinlenmesi, vasisinin görüşünün alınması ve en önemlisi, bir sağlık kurulu raporu istenmesi gibi adımlar izlenir.
- Karar ve İlan: Mahkeme, rapor ve diğer deliller ışığında kısıtlılık halinin sona erdiğine kanaat getirirse, kısıtlılık kararının kaldırılmasına karar verir. Bu karar, tıpkı kısıtlılık kararı gibi ilan edilir ve kesinleştiği tarihten itibaren hukuki sonuç doğurur.
Kısıtlama Kararının Sonuçları?
Kısıtlama kararının en önemli sonucu, kısıtlanan kişinin vesayet altına alınarak kendisine vasi atanmasıdır. Sulh hukuk hakimliği, yukarıda açıkladığımız düzenlemeler ve ilkeler doğrultusunda gerekli araştırma ve değerlendirmeleri yaparak kişinin kısıtlanıp kısıtlanmayacağı hakkında en kısa süre içerisinde karar verir. Eğer kişinin kısıtlanmasına karar verilecek ise ona bir vasi atar. Kişi böylelikle vesayet altına alınmış olur.
Acil ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, asıl karar verilmeden de derhal gerekli önlemleri alarak kısıtlanması istenen kişinin fiil ehliyetini tedbiren geçici olarak kaldırabilir ve ona bir temsilci atayabilir. Kısıtlılık kararı ve nihayetinde vasisi kesinleşince bu durum kişinin nüfus kaydına işlenir ve ilan edilir.
Kısıtlama ve vasi tayini kararı aynı zamanda atanan vasiye de tebliğ edilir. Vasiliğe atanan kişi, tebliğden itibaren on gün içerisinde vasilikten kaçınma hakkını kullanabilir. İlgili herkesin vesayet kararını öğrendikleri günden itibaren on gün içerisinde atamanın kanuna aykırı olduğu yönünde itiraz hakkı vardır. Vesayet makamı, vasinin veya ilgililerin itirazlarını haklı görürse yeni bir vasi atama yoluna gider. İtirazları yerinde görmezse, gerekli kararı vermek üzere durumu denetim makamına bildirir.
Yurtdışında Verilen Kısıtlama Kararının Türkiye’de Tanınması ve Tenfizi
Yabancı ülke mahkemelerince verilen vasilik kararının Türkiye’de tanınması ve tenfizi ile ilgili uygulamada uzun süre çelişkili kararlar verilmiş, bunlar Yargıtay kararlarına da yansımıştır. Vesayet kararının kamu düzenine ilişkin olduğu gerekçesi ile tanıma ve tenfizinin mümkün olmadığı yönünde önceki tarihlere ait birçok Yargıtay kararı mevcuttur. Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2013/1628 E, 2015/894 K sayılı kararları ile yurt dışında verilen kısıtlama – vasilik kararlarının, yeniden bir araştırma yapılmaksızın tanıma ve tenfizinin mümkün olduğuna karar verilmiştir.
2675 sayılı Kanun’un yürürlükten kaldırıldığı gözetildiğinde; dava tarihi itibariyle uygulanacak Kanunun 2675 sayılı Kanun değil, 5718 sayılı Kanun olduğu; bu yoldaki uygulamanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile benimsenen, kişilerin yararının gözetilmesi ve her şeyden üstün tutulması ilkesine de uygun düştüğü, ayrıca 1905 tarihli kısıtlamaya ve benzer tedbirlere ilişkin La Haye Sözleşmesinin 3 ve 7.maddelerine göre, kural olarak Milli Hukukun ve Milli Devlet Mahkemelerinin yetkili olmasına karşın, kısıtlanacak şahsın bulunduğu yer (örneğimizde Almanya) makamları da ilgilinin milli hukukuna (örneğimizde Türk Hukuku) veya bulunma yeri hukukuna (Alman Hukuku) göre kısıtlama kararı alabilecekleri benimsenmiştir. Öte yandan; Yerel Mahkeme direnme kararına dayanak yaptığı ve gerekçesine aldığı iki ayrı Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kararı, dava tarihinden çok önce yürürlükten kaldırılan 2675 sayılı Kanun’a göre inceleme yapıldığından somut olay açısından emsal karar olma özelliği bulunmamaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2013/1628 E, 2015/894 K)
Hukuk Genel Kurulunun söz konusu kararından sonra bu konudaki çelişki ortadan kalkmış ve yurtdışında verilen vasilik kararlarının Türkiye’de tanıma ve tenfizinin önünde uygulamada bir engel kalmamıştır.
Sonuç
Kısıtlama işlemi kişilerin menfaatlerini korumak amacıyla yapılan oldukça önemli bir hukuki işlemdir. Kısıtlılık kararının kaldırılması işleminde kararın verilmesinde etkili olan sebeplerin ortadan kalktığının, kararın kaldırılmasının toplumun menfaatlerine zarar vermeyeceğinin mahkeme tarafından kabul görmesi için yapılan ispat işlemleri ve sürecin istenilen şekilde sonuçlanması için bizimle İLETİŞİM geçiniz.






